7 Kasım 2017 Salı

Forest of Dean kampı öncesi

Bu hafta Neva’nın okulundaki bütün beşinci sınıflar  Forest of Dean adında bir ormana kampa gidiyorlar. Tüm beşinci sınıf öğrencilerini iki gruba bölmüşler, birinci grup Pazartesi sabahı gitti, Çarşamba gecesi dönecek. Neva’nın da içinde bulunduğu ikinci grup ise Çarşamba sabahı (yani yarın sabah) yola çıkacak ve Cuma gecesi dönecek. Kamp boyunca ormanda bir kabinde kalıp gün boyu nehir kenarında yürüyüş yapıp, orman içinde çeşitli aktivitelere katılacaklar. Bu, Neva’nın bizden ayrı gideceği ilk gezi olacağı gibi, aynı anda hem anne hem de babasından ayrı geçireceği de toplasan üçüncü ya da dördüncü gecesi olacak. O nedenle bir yandan çok kaygılı ve korkuyor, öte yandan da çok heyecanlı ve istekli. Ben de bu gezinin bizim için bir eşik atlama olacağını, başarıyla gidip dönerse Neva’nın kendine güvenin artacağını düşündüğüm için kamp olayını epey önemsiyorum.

Neyse, kamp nedeniyle bu hafta Neva’nın okulunda ders namına pek bir şey olmuyor. Bu sabah ikinci gruptaki çocukları kendi okullarına yürüyerek 15 dakika mesafedeki bir ortaokulun spor merkezine götürmeye karar verdiler ve müsait olan velilerden sabah giderken ve öğlen dönerken yürüme esnasında çocuklara eşlik etmede yardım istediler. Neva da tabi “anne, nolur nolur, sen de gel” dediği için ben de mecburen gönüllü oldum. Sabah uyandık, hava kapalı, hafiften yağmur var, sıcaklık 11 derece civarı. Bir önceki gün dışarısı güneşli ama 3 derece olduğu için iyi yine diye düşündüm. Çocuklara sabah beden eğitimi kıyafetleri ile gelmelerini söylemişlerdi. Burada okul forması çok ciddi bir mesele. Çok sıkı kurallar uygulanıyor. Neva’ların okul beden eğitimi seti de kısa kollu beyaz tshirt, siyah şort ve spor ayakkabıdan oluşuyor. Ama ben sabah tabi Neva’ya “sen yine de altına bir tayt ya da eşofman altı giy, orada çıkartırsın” dedim ama o “olmaz, herkes şort giyiyor” diyerek itiraz etti. Hakikaten de burada çocuklar buz gibi havada, üstlerinde palto varken bile şort ya da kısa çorapla okula gidiyorlar. Öyle olunca, hadi dedim, çocuğu “şeeeyt etmiiim” arkadaşlarının yanında, giysin istediğini. Yanıma tayt alacaktım ama son anda evden çıkma telaşı içinde onu da unutuverdim.
Okula bir gittik ki, Neva’nın arkadaşları Neva’yı “Nevaaaa, bu nasıl kıyafet, hava buzzz gibi” diyerek karşıladılar. Bir iki erkek çocuk hariç hepsi uzun kalın tayt ya da eşofman altı giymişti. Harika! Benimki tabi ben hiç üşümüyorum ki havalarında. Neyse, başladık yürümeye, bir yandan rüzgar, bir yandan ince ince yağmur. Benim içim içimi yiyor. Normalde çok dert etmem de, tam kamp öncesi hastalanacak, sabah kalkınca midesi bulanacak, karnı ağrıyacak falan diye içim içimi yiyor. Zaten endişeli olduğu bir gezi, bir de hastalıkla daha zor hale gelmesin derdim. Ya da daha da fenası ya hiç gidemeyiverirse... 

çıplak ve çiroz bacaklı olan benimki :-)

Neyse dedim, 15 dakikalık yürüyüş sonunda spor salonuna girecekler en azından. Fakat okula bir gittik, meğer 1.5 saat kadar dışarıda futbol oynayacaklarmış.. İkinci bir harika! 



Vardığımızda sabah saat 9:30’du. 11:00’de geri dönüş yoluna çıkmak için buluşmak üzere ayrıldık. Niyetim bir kafeye gidip sıcak sıcak kahve içip kitap okumaktı ama işte ana yüreği : ) ilk iş 15 dakika mesafedeki Asda’ya yürüyüp George’dan 4 pounda siyah bir eşofman altı aldım. Halbuki evde envai çeşidi vardı. O altı bulmak için de tabi koca marketin içinde uzun uzun dolaşmak zorunda kaldım, bir türlü karar veremedim, o mu olsun bu mu olsun. Al işte bi tane di mi, yok, muhakkak bütün çeşitlere bakılıp en uygun olanına karar verilecek!

Neyse, okula geri dönmeden önce bir yarım saat kafede oturup kitabımdan üç beş sayfa okuma fırsatım oldu en azından. Sonra dönş yolu için çocukları almaya okula geri gittim, çantamda eşofman altı. Yağmur da hafif hızlanmıştı. En azından dönüşte üşümez çocuuum diye içim rahat. Bizimkiler bi geldiler, hepsi sırılsıklam. İncecik de olsa sürekli yağan yağmurun altında saçları, montları, ayakkabıları nasıl ıslanmış! Neva’yı tuttum hemen kolundan, giy hemen şunu üstüne dedim. “Anne, saçmalama, git başımdan” dedi.. Efendim arkadaşlarına rezil mi olacakmış, zaten giymek için de vakit yokmuş vs vs... Kös kös çantaya geri koydum eşofmanı. İlerde bunları okur da neler çektiğimi anlar belki diye yazıyorum işte ben de :)

Neyse, 15 dakika da geri dönüşte yürüdük. Yaklaşık 40 tane 9 yaş çocuğu hiç taşkınlık yapmadan, müthiş bir düzen içinde geri yürüdüler. Biz yardımcı veliler olmasak da olurmuş. Fakat bazı çocukların bezden spor ayakkabıları falan sırılsıklam olmuştu, ayakları donmuş, kendileri söylerken duydum. Türk kafası işte ama kardeşim, bu çocuklar yarın iki günlüğüne orman kampına gidiyorlar, bugünden bunları böyle üşütüp hastalık riski almanın ne alemi var, öyle değil mi ama?




Hiç yorum yok:

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...