17 Ocak 2011 Pazartesi

...


Dört yıl kadar önceydi herhalde... İngilizce materyalleri geliştirmede teknoloji kullanımını anlatıyorum öğrencilerime... Dur dedim, bir bakayım bu blog nedir, ne değildir, nasıl bir şeydir? Öğreneyim ki öğreteyim. Tamamen el yordamı yani.. Blog dünyasına dalış o dalış. O zamanlar henüz hamile bile değilim ama istiyorum, o nedenle anne-çocuk blogları (ki o günlerde Türkçe olanlar bir elin parmaklarını geçmezdi) en çok ilgimi çekenler oldu. Huysuz’un hamileliğini az mı takip ettim, Tatlısı’nın doğumunu... : ) Ama Sugibi’nin yeri de bir ayrıydı. Doğuma gittiği sabah aklım onda kalmıştı ya onun hiiç haberi yoktu tabi. Neyse gel zaman git zaman, ben de blog yazmaya başladım, kısa zamanda çok keyifli bir minik topluluk haline geldik. Blog aracılığıyla çok çok güzel insanlarla tanıştım, ortak ilgiler heyecanlar etrafında buluştuk çok zaman.


Zaman içinde bloga bir de Nurturia eklendi. Her ne kadar çok fazla herşeyi takip edemesem de oradaki oluşum da hep çok hoşuma gitti. İşte Cuma akşamı oradaki 30 anneyle tanışma imkanı buldum ben. İçlerinden yalnızca bir tanesi ile daha önce yüzyüze görüşmüştük, diğer hepsi ile ilk kez bir araya geliyorduk. Kalabalık ortamlarda suskunlaşırım ben, yine öyle oldu, ilk saatlerin tedirginliği zamanla yerini sıcak ve koyu sohbetlere bıraktı. Nevacık evde babasının yanında “ama anne, ama anne....” diye mızır mızır mızırdanırken ben çok keyifli sohbetler ediyordum. Beni blog dünyasına bulaştıran Sugibi ile onun benden habersiz olduğu eski günleri yad etmek ayrı güzeldi. Kuzeytananne’yle, Zeynep’le, Sanem’le, Yasemin’le yapılan akademik sohbetler; Esra ve Özgüranne’den Bir Kar Masalı hikayesini bir kez daha dinlemek; Gülsüm’le, Güneş’le, Burcu’yla, Özlem’le, Tuğçe’yle, Özden’le ve yine Burcu’yla fokur fokur çocuk ve hayat kokan sohbetler etmek nasıl güzel geldi..



Sonra gelenler arasında birisi vardı ki, aslında o gece orada olmamın baş sebebi. Sadece yazdıklarından tanıyıp son derece yakın hissetmek bir insana ne güzel. O taa İzmit’ten kalktı geldi, geceyi bizim evde geçirmeyi kabul etti. İki eski dost gibi kız kıza dışarda geçirilen bir gecenin sonunda geç saatte kapıyı anahtarla açıp eve girmek, evde biraz da pijamalarla sohbete devam etmek, sonra vurup kafayı yatmak... sabah birlikte çaylı, ballı, yumurtalı kahvaltı etmek... hep yaparmış gibi.. : ) Neva bile hiç yabancılamadı Füsun’u. Bütün sabah bütün maharetlerini sergilemeye çalıştı ona. Hiç durmadı çenesi. : )

Geceye bir de Yüksel gelseydi, tam olacaktı! : -)

5 yorum:

Senin İçin dedi ki...

Blogunla tanıştığımda Neva 18 aylıktı:=) Ne iyi ettinde geldin, seninle sohbet etmek güzeldi..

Sevgiler.

huysuz dedi ki...

senem, çok şekersin yahu, duygulandım :)
ben yoğunluktan pek takılamadığım için kaçırmışım bu buluşmayı, üzüldüm şimdi.

esraozlem dedi ki...

Senem, kısacık da olsa, tanıştığımıza yüzyüze sohbet edebildiğimize çok sevindim :) Çok keyfiliydi benim için de.

ruyakiziltug dedi ki...

ah senemcim, bak sayende bir blogda adım geçti, üstelik bu kadar uzağındayken, pek de kimseyi tanımazken...ben de gerçekten çok üzüldüm gelemediğime ama en çok seninle tanışamadığıma. Ama yakındır, mutlaka...Rüya ile Neva'nın yolları kesişecek, biliyorum ben :))

füsfüs dedi ki...

ay o kahvaltı çok güzeldi yaa, yine yapabilsek keşke

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...