28 Aralık 2010 Salı

"çocuğun dilini reddetmek çocuğun kendisini reddetmek demektir"


Şu yukarıda gördüğünüz resmi ilk defa bir Facebook paylaşımında gördüğümde önce Türkçe’nin doğru kullanımıyla ilgili bir mesaj zannedip üzerine tıkladım. Ama sonra fotoğrafın altındaki “İkinci bir dil istemiyoruz” yazısını görünce çok üzüldüm, hele ki altındaki beğeni yorumlarını okumaya yüreğim hiç elvermedi. Uzun süredir hiçbir paylaşımdan bu kadar rahatsız olduğu hatırlamıyorum. Kimbilir belki de işin içinde dil olduğu için hassas noktamdan vurulmuşumdur. Herşeye rağmen anlayışsızlığın böylesini anlayamıyorum doğrusu.

Ana dil adı üstünde insanın annesinin karnındayken duymaya başladığı, doğar doğmaz ilk karşılaştığı, ilk sevgi sözcüklerinin kulağına fısıldandığı, ninniler masallarla uyutulduğu, ilk kelimelerini ürettiği dildir. İşte biz bu dille ilk kavramlarımızı edinir, dünyayı algılamaya, düşünce üretmeye başlarız. Bu nedenle bir insanın kendi anadilinde konuşabilmesi ve okul hayatının en azından ilk yıllarında ana dilinde eğitim görebilmesi bahşedilebilecek bir imtiyaz değil, en basitinden bir insan hakkıdır. Ve insanların kendi ana dillerini kullanmak istemesi bir başkasının ana diline saldırı olarak algılanmamalıdır.

Olayın insanlık boyutunu gözardı etsek bile pedagojik ve sosyal boyutlarını gözardı edemeyiz (yok, yok, aslında hiçbirini gözardı edemeyiz). Okul hayatına sağlam bir ana dil temeliyle başlayan çocukların ikinci bir dilde daha güçlü okuryazarlık becerileri sergiledikleri görülmüştür. Jim Cummins’in ortaya koyduğu “dillerarası bağlılık” ve “dillerarası aktarım” ilkelerine göre ana dili egemen dilden farklı olan çocuklar okul hayatlarında (en azından ilk yıllarda) her iki dilde de desteklendikleri zaman (örneğin çiftdilli bir eğitimle) bir dilde edindikleri okuryazarlık becerilerini, kavram bilgilerini bir dilden diğerine aktarabilmekte ve sonuç olarak her iki dil birbirini beslemektedir. Oysa çocukları okula ilk başladıkları dönemlerde kendi dillerinden başka bir dilde eğitime tabi tutmak bu çocukların okuryazarlık becerilerini, kavram bilgilerini her iki dilde de tam olarak öğrenememelerine ve sonuç olarak okulda başarısızlık yaşamaları ihtimalinin önemli ölçüde artmasına sebep olmaktadır. Bu konuda Toronto Üniversitesi’nden Jim Cummins’in yazdığı ve benim Türkçe’ye çevirdiğim şu yazıya bir göz atmanızı tavsiye ederim: Çiftdilli Çocukların Anadili: Anadil Eğitim için Neden Önemli?

Yine 2006 yılında ana dil ve çiftdilli eğitim alanında yapılan bir çalışma çocuklara verilen ilk eğitimin en azından 6-8 boyunca kendi ana dilinde olmasının ve kademeli olarak diğer dile geçmenin yalnızca eğitime harcanan sosyal yatırımlarım geridönüşümünü önemli ölçüde arttırmakla kalmayıp ulusların sosyal ve ekonomik kalkınmasına katkıda bulunacağını ve bilgi üretimi ile bilimin gelişmesine de destek olacağını göstermektedir. (Optimizing Learning and Education in Africa – the Language Factor, Working Document Draft, ADEA, UIE & GTZ, 2006)

Cummins’in söylediği gibi bir çocuğun dilini reddetmek çocuğun kendisini reddetmek demektir aslında. “Dolaylı ya da dolaysız olarak okuldaki çocuklara “Dilinizi ve kültürünüzü okulun giriş kapısında bırakın” mesajı iletilirse, çocuklar aynı zamanda kimliklerinin çok önemli bir parçasını da okul kapısında bırakmak durumunda kalırlar. Bu şekilde reddedildiklerini hissettiklerinde, sınıfiçi öğretime aktif ve güvenli katılımları daha az olacaktır.” Bunu yapmaya hakkımız var mı gerçekten?

*********************************************************************
PS. Nurturia'daki tartışma üzerine buraya da koyayım istedim. İki Dil Bir Bavul bu konu hakkında izlenmesi gereken önemli bir film/belgesel.

Hiç yorum yok:

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...