4 Kasım 2010 Perşembe

Monolingualism is a curable disease*


Tek dilli olmayı tedavi edilebilir bir hastalığa benzetir bu meşhur alıntı. Hakikaten de tekdillilik ne kadar erken müdahele edilirse tedavisi o kadar etkili olacak bir hastalık gibi adeta. Çift ya da çokdilliliğin zihinsel gelişime olumlu katkıları gözardı edilemeyecek kadar fazladır. (Bu konu hakkında geçenlerde Blogcu Anne de güzel bir yazı yazmıştı.)

Örneğin Londra’da 80’i iki dilli olmak üzere 105 kişi üzerinde yapılan bir çalışma tıpkı fiziksel egzersiz yapmanın vücudumuzdaki kasları geliştirmesi gibi yabancı bir dil öğrenmenin de beyni geliştirdiğini göstermiş. Diğer bir deyişle yabancı dil öğrenmek entellektüel bir egzersiz türü. Yapılan beyin taramaları beynin sol yarıküresinde bilgiyi işleyen gri maddenin iki dilli insanlarda tek dilli olanlara oranla daha yoğun olduğunu ortaya koymuş. Bu etki ikinci dil öğrenmeye beş yaşından önce başlayan insanlarda çok daha belirgin olarak ortaya çıkmış.

Yapılan diğer araştırmalar sonucunda çocukların çokdilliliği ile kavram oluşturma, sınıflandırma, yaratıcılık, akıl yürütme, görsel mekansal beceriler, ve problem çözme becerileri arasında pozitif ilişkiler kurulmuş; çok dilliliğin dil bilincini ve bilişsel esnekliği arttırdığı görülmüştür.

Çiftdilli olmanın zihinsel ve dilsel gelişime olumlu
etkileri olduğu birçok çalışmada vurgulanmıştır.
Çiftdilli çocuklar dildeki anlamlara daha duyarlı
olmakta ve tekdilli çocuklarla karşılaştırıldıklarında
dilsel işlemlere daha fazla yatkınlık göstermektedir.39
Örneğin son dönemde yapılan çalışmalar, çiftdilli
çocukların dilsel yapıyı anlama becerilerinin tekdilli
çocuklardan daha çok gelişmiş olduğunu ortaya
koymuştur. Ayrıca, İngilizce ve Fransızca gibi yazı
sistemleri birbirine benzeyen dillerde okumayı
öğrenirken, çiftdilli çocukların daha hızlı gelişme
kaydettikleri saptanmıştır. Değişik yaşlardaki
çiftdillilerin problem çözme becerileri üzerine yapılan
çalışmalar da çiftdillilerin doğru ipuçları üzerinde
yoğunlaşmada ve şekillerin alternatif yansımalarını
yakalamada daha başarılı olduklarını gösterir.40
İki dil edinmek durumunda kalan çiftdilli çocukların
ek dilsel yükü karşılayabilmek için etraftan gelen
her türlü geribildirimi değerlendirme konusunda
beceri geliştirdikleri ve buna bağlı olarak dilsel,
algısal ve sosyal geribildirimleri çabuk kavrayabilme
konusunda daha gelişmiş oldukları bildirilmiştir.

(Alıntı için bknz: Çiftdillilik ve Eğitim)

Ancak bana kalırsa herşeyden önemlisi düzenli bir şekilde en azından bir yabancı dil öğrenen bireyler içinde yetiştikleri kültürden, gelenek/görenek ve yaşam tarzlarından farklı pratiklerle karşılaşma imkanı bulmakta ve dolayısıyla çeşitliğe ve farklılıklara daha olumlu, daha hoşgörülü yaklaşmaktadırlar. Farklılıkların farkında olmak ve bu durumu olduğu gibi kabullenmek bile bana göre en az çiftdilli olmak için yeterli bir sebeptir.

Ana dil adı üzerinde annenin konuştuğu dildir. Yine araştırmalar göstermektedir ki hamileliği boyunca en az iki dili düzenli olarak konuşan annelerin bebekleri doğduktan sonra tek dil konuşan annelerin bebeklerinden farklı dil tercihleri göstermekteymiş. Ayrıca bebekler bir yaş civarı konuşmaya başlasalar dahi, dili çok daha önce algılayıp beyinlerde işlemeye başlamaktadırlar. Bebekler doğduktan sonra tüm seslere karşı hassas ve açık olup, sesleri ayırt etme yetisine sahipken bir süre sonra (bir yaş civarı) bu hassasiyeti yitirmekte ve kendi ana dilleri (ya da karşılaştıkları dil/ler) dışındaki dillerin seslerini ayırt edememeye başlamaktadırlar (bknz: Baby Talk: Roots Of Early Vocabulary In Infants' Learning From Speech). Erken bebeklik döneminde farklı seslerle tanışmak, bu sesleri ileride de ayırt edebilmeye, daha etkin bir dil öğrencisi olmaya yardımcı olmaktadır. Bu nedenle küçük bebekleri birden fazla dille erkenden tanıştırmak onlara yapabileceğimiz en büyük iyiliklerden birisidir.

Yabancı bir dil insan hayatının her aşamasında öğrenilebilir aslında. Ancak çocuklarla yetişkinlerin yabancı dil edinim süreçleri farklı farklı işlemektedir ve yabancı dil ediniminde kritik bir yaş dönemi olduğu ileri sürülmektedir. Bu kritik yaş süreci beynin plastisitesi ve lateralizasyonu ile ilgilidir.

Plastisite beynin çeşitli fonksiyonları gerçekleştirirken ne denli esnek olduğu ile ilgilidir. Yaklaşık altı yaş civarında insan beynindeki sinir ağlarının örülmesinin % 95’i tamamlanmaktadır. Yine aynı yaş civarı ses bilgisi sabitlendiği için bu yaştan sonra yabancı dil öğrenen bireylerin o dili aksanlı konuşmaları normal karşılanmaktadır (Alptekin, 2010) Hoş tabi, özellikle de örneğin İngilizce gibi bir dünya dilinin (lingua franca) aksansız bir şekilde konuşulması ne denli gerçekçi ve istenilen bir hedeftir, orası tartışılır hatta tartışılması gerekir. Ancak istisnalar olsa dahi aksansız ya da en az aksanlı bir telaffuz için yabancı dilin erken yaşta öğrenilmesi şarttır.

Beynin lateralizasyonu ise sağ ve sol beynin kullanımı ile ilgili bir durumdur. Normalde dille ilgili hareketler beynin sol tarafınca yönetilirken, araştırmalar, yabancı bir dili ileri yaşta öğrenmeye başlayanların o dili beyinlerinin sağ tarafında işlediğini göstermiştir. Oysa dil öğrenmeye erken başlayanlarda o dilin tıpkı ana dil gibi sol tarafta işlendiği görülmektedir. Diğer bir deyişle, yabancı dil öğrenmeye kritik dönemden sonra başlayanların o dili asla ana dil gibi edinemeyecekleri ileri sürülmektedir.

Tüm bunlara ek olarak yabancı bir dil bilmek, bireylerin farklı dillerdeki kaynaklara erişimini arttırmakta, kariyer seçimlerinde avantaj oluşturmaktadır

İşte bu nedenlerledir ki dünya üstünde pekçok anne-baba çocuğuna doğduktan kısa süre sonra ya da doğar doğmaz yabancı bir dil öğretmeye başlamak istemektedir. Peki bu nasıl olabilir? Bu kadar erken yaşta çocuklarımıza nasıl yabancı bir dil öğretebiliriz? Bu da bir sonraki yazısının konusu olsun bari : -)

* Tekdillilik tedavi edilebilir bir hastalıktır.

9 yorum:

kirazsevdasi dedi ki...

Senem son zamanlarda ara sira kafama takilan bir konuydu bu.
Soyle ki; esim lojmanda buyumus, yabanci ailelerin cocuklari ile birlikte buyudugunden ingilizceyi kendi diliyle birlikte ogrenmis (en azindan konusma asamasinda)
ve su anda bunun onun hayatina kattigi etkiler inanilmaz. tabiki bunu niye anlatiyorum, esimle kendi aramdaki farka baglayacagim.
oysa ben ve benim gibi bicogumuz anadolu lisesi hazirligindan once boyle biseyle karsilasmadik.
Su anda tabiki esimle benim ingilizcem arasinda daglar kadar fark var. Bu cok temel cekirdek ailemizde yapilabilecek gozlem bile iki dilliligin onemini anlatiyordu bana, bu yazin tam yerinde tam zamaninda oldu.
Ama gunumuz sartlarinda, kendi sartlarimizda nasil olacak iyi irdelemek, hata da yapmamak gerek, cok da arastirdigim bi konu degildi, uzerine arastirmak gerek.
serini devamini dort gozle bekliyorum.

kuzunun annesi dedi ki...

bende neva için çalışmalara baslayıp baslamadıgınızı yada neler yaptıgınızı merak ediyorum

Kremali'nin annesi dedi ki...

O alinti tuylerimi diken diken etti Senem. Yabanci / ikinci dili olmayanlari otekilestirmenin, dahasi anormallestirmenin, slogani bu olsa gerek! Kim niye dedi bilmiyorum ama ancak ironik olmak icin soylemisse affedebilirim:)

blogcuanne.com dedi ki...

İşte tam da bu sebeplerden ötürü çocuklarımla İngilizce konuşuyorum. Deniz (4 yaş) her iki dili de akıcı olarak konuşuyor, Derin (7 ay) henüz hiçbir şey konuşmuyor :)

Multilingual Children's Association da bu konuda iyi bir kaynak, tavsiye ederim.

Yazının devamını bekliyorum :)

Elif Zelda dedi ki...

Senemcim selam:

Senin blogunu Blogcu Anne sayesinde gordum. Cok sevindim yazilarini okuyabilecegim icin. Nevayi benim icin cok op.

Ben erken cocukluk yillarinda Libya da buyudum ve de bir Amerikan okulunda basladim egitimime. Dolayisla Ingilizceyi cok erken bir yasta ogrendim. Benim icin hayatta hep faydasi oldu, ve de dili cok akici konusmama neden oldu.

Simdi Elifi de bilungual olarak yetistriyoruz esimle.

Cok guzel bir konuya deginmissin.

En cok guldugum Turkiyede cocukken iki dil konusmayi cocuklar ile elestriyoruz ondan sonra da tonla para yatirip ozel okullara gonderiyoruz cocuklari bir yil kaybedip hazirlik okutuyoruz yabanci dil ogrensin diye. Tabii o yas cok gec oluyor.

Sevgiler,

Didem Koroglu

senem dedi ki...

İlkay merhaba

Ne yazık ki dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de yabancı dil eğitimine oldukça geç sayılabilecek bir yaşta başlanıyor. Şimdilerde yabancı dille karşılaşma yaşı düşürülmeye çalışılıyor gerçi ama ne yazık ki bu yeterince yaygın değil. Oysa, yazıda da bahsettiğim gibi, yabancı dil öğrenmeye sadece yabancı dil öğrenmek diye bakmamak, bunu beynin egzersiz yapması ve farklı kültürleri tanımak için bir araç olarak da görmek lazım. Bir de, sonraki yazılarda bahsedeceğim, yabancı dil deyince akla sadece İngilizce gelebiliyor bazen, oysa çocuğun erken yaşta tanışacağı her yabancı dil ileride başka yabancı dilleri daha kolay öğrenebilmesi için imkan sağlayacaktır. Yorumun için teşekkür ederim : )

Hayat,

Henüz Neva için çok sistemli birşeyler yapmasak da “exposure”u had safhada tutmaya çalışıyoruz. Şimdiden epey bir kelimeyi seçmeye başladı diyebilirim. Daha ayrıntılı yazacağım. :)

Elif, evet, senin Deniz ile Derin’i çiftdilli yetiştirme ile ilgili yazılarını ilgiyle okuyorum. Yurtdışında benzer yöntemleri kullanan ve sadece bu maceranın blogunu tutan anne ve babalar var, biliyorsundur. Oldukça işe yarayan bir yöntem ama bu konuyla (yani anne ya da babanın kendi çocuğuyla ana dili olmayan bir dilde konuşması ile) ilgili yeterince araştırma yok gibi geliyor bana. Kaynak ve yorum için teşekkür ederim : )

Didemcim, hoşgeldin. Ne kadar güzel bir süpriz oldu seni burada görmek. : ) Evet, dediğin gibi erken yaşta ikinci dil eğitiminin ne kadar önemli olduğu ne yazık ki hala tam anlaşılmış değil. Birçok insan erken yaşta ikinci dile başlanırsa çocuğunun anadilinde yeterince iyi olmayacağını düşünüyor ve o nedenle olaya çekinceli yaklaşıyor. Halbuki araştırmalar tam tersini gösteriyor biliyorsun. Elif Zelda’yı çoook öpüyorum. Siz buradayken tekrar görümeşedik ne yazık ki : ( Çok sevgiler.

senem dedi ki...

Ayşe Şule merhaba -

Alıntının kulağa pek hoş gelmediğinin ve itici bir tarafı olduğunun farkındayım ama burada amaç ikinci bir dili olmayanları ötekileştirmekten ziyade çokdilliliği ve çok kültürlülüğü teşvik etmek. Alıntının kaynağı tam belli değil. Aslında bumper sticker olarak birçok yerde görebilirsin :) Yine de bir iddiaya göre ABD’deki tekkültürlü, tekdilli yaşantıyı sık sık eleştiren Latin Amerika’lı yazar Carlos Fuentes olabilir. Bir başka kaynakta da bunun dil ve insan hakları, azınlık eğitimi ile ilgili çalışmaları olan Finlandiya’lı akademisyen Tove Skutnabb Kangas’a ait olabileceğini okudum. Kangas bir kitabında tekdillilği şöyle tanımlıyormuş: “Tekdillilik psikoljik bir adadır. İdeolojik bir kramp. Dünya barışı için tehlikeli olduğu için biran önce yokedilmesi gereken bir hastalık.” Yani aslında burada eleştirilen kişilerden çok bir anlayış. İşte ben de bu sebeple biraz rahatsız edici dahi olsa bu alıntıyı başlık yapmak istedim : )

Sevgiler
Senem

Buse dedi ki...

Sanırım bu gece oturup bütün yazılarınızı okuyacağım :) Sevgilerimle.

senem dedi ki...

Buse, hoşgeldin :) Sevgiler.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...