13 Mayıs 2010 Perşembe

sinir olduklarım

Daha önce burada birkaç kez bahsetmiştim lojmanda yaşadığımız mutlu mesut komün hayatından. Bizim lojmanlar sınırlı süresi (en fazla 5 sene kalabiliyorsunuz) nedeniyle son derece dinamik bir yapıya sahip olduğundan mıdır nedir türlü eksiklerine, neredeyse kırık döküklüğe varan eskiliğine rağmen hemen herkesin içinde bulunmaktan mutlu olduğu, itiş kakışın pek yaşanmadığı bir ortam. Ortak mülkiyet kavramı da bu komün hayatımınızn bir parçası gibi. Şimdi havaların ısınmasıyla birlikte lojman sakinlerinin çocuklarının bisikletleri, kaykayları, scooter’ları ortalığa döküldü. İsteyen istediğine istediği gibi biniyor. Kimse de “aman bu benim, birşey olmasın” demiyor.



Daha apartmanın kapısından çıkmamızla birlikte Neva ipini koparmış deli danalar gibi bisikletlerin ortasına dalıyor ve ondan inip ona biniyor.



Kendinden büyük çocukları gözlemleyerek ve istediği boy ve ebatlarda bisiklet ve türevlerine binerek bizimki motor becerilerini de hızla geliştiriyor. En son düşe kalka scooter’a biniyordu.



Ayrıca eğer çocuklardan birinin annesi ya da babası (ki burada babalar da en az anneler kadar hatta çoğu zaman annelerden daha fazla çocuklarıyla birebir ilgileniyor) yanında bir yiyecek getirmişse bu tüm çocuklar arasında pay ediliyor; yetişkinler de kimi zaman gelsin çaylar, gitsin biralar şeklinde yaşayabiliyor.

Bu durum tabi benim çok hoşuma gitmekle beraber kimi zaman bizi zor durumlara da düşürebiliyor. Örneğin dışarda bir parka gittiğimizde Neva ilk gördüğü bisiklete atlayıp binmeye çalışabiliyor ya da elinde poğaçayla dolaşan bir başka çocuk gördüğünde “mama, mama” diye çocuğun peşinden koşabiliyor. Böyle durumlarda yanına gidip de “ama bu bizim değil, alamayız, önce izin istemeliyiz” diyerek durumu açıklamaya çalışmam henüz 1.5 yaşındaki Neva’nın kafasını karıştırıyor. Sağolsun insanınların tepkisi genelde olumlu olmakla beraber (geçenlerde bir anne kızının elinde haşlanmış mısırdan ısrarla Neva’ya da tattırmak istedi) bazen de ters tepkiler de alabiliyoruz.

Geçenlerde Nurturia’da yine “nadide memleketimizde” etrafımızdaki insanların diğer insanlara özellikle de çocuklulara ne kadar çok karıştığı ve bu durumun ne kadar sinir bozucu olabildiği gündeme gelmişti. O zaman bir düşündüm de yaptırımı olmadığı sürece bu tür çocuğumun yediğine, giydiğine karışmalar, laf atmalar beni pek sinirlendirmiyor. İyi niyet diyip omuz silkiyorum. Yani diyelim ki dedesi bu çocuk üşür diye elinde hırka peşinden koştuğunda, anneannesi kahvaltı öncesi sırf çok istedi diye bir pakete yakın çubuk kraker yedirdiğinde, gittiğimiz restorandaki garson abi kaşla göz arasında ikram mahiyetinde eline koca bir çikolata tutuşturduğunda, marketteki yaşlı teyze aman da ne sevimli diye yanağına hoooop diye bir öpücük konduruverdiğinde nedense onlara kızamıyorum, hatta aksine Neva ile kendilerince ilgilendiklerini düşündüğüm için içim ısınıyor. Gel gör ki Neva’ya yapıldığı zaman sinirlerimi zıplatan iki durum var. Birincisi Neva’ya yemek yedirirken “hayııııır bilmemkim, sen bu yemekten yiyemezsin çünkü bunlar Neva’nın, hepsini Neva yiyecek, hadi Neva bilmemkim yemeden sen bu yemeklerin hepsini sil süpür” tarzı gaza getirmeler. Bu lafları duyduğumda yahu kardeşim iki lokma daha fazla yesin diye çocuğuma neden bu kadar benmerkezci olmayı öğretiyorsunuz diye hönküresim, ne var yani o yemekten Neva da yesin, bilmemkim de yesin, hepimize yetecek kadar yemek var, yoksa da paylaşırız diyesim geliyor. Hani böyle tatil yerlerinde daha sabahtan havuz kenarında şezlonglara havlusunu atıp o yeri parselleyen, sonra tüm gün gelmeyen ve o anda havuzda olup da şezlong bulamayanları mağdur eden, söylediğinde de çirkefleşen insanlar vardır ya, o tiplerin işte hep bu mantalite ile yetiştirildiğini düşünüyorum.

Dayanamadığım ikinci davranış ta “Neva hadi bak bana öpücük vermezsen küserim/giderim/ağlarım” tarzı duygu sömürüleri. Daha bebecikten çocukların beynine birilerini mutlu etmek için istemedikleri şeyleri yapmaları gerektiğini kodluyoruz. Çocuklara kendi tercihlerini yaşarken için için vicdan azabı çektirmek niye?

Neyse aman nerden nereye gelmişim. En iyisi konuyu Neva’nın lebbebi yiyen suratıyla kapatıvermek : )



15 yorum:

füsfüs dedi ki...

ben bir de gel sen bizim kızımız ol, hadi annesi sen git, bak annen gidiyor demelerine uyuz oluyorum. çocuk ağlasa hoşlarına gidecek heralde

senem dedi ki...

Füsün, evet evet, ona da sinir oluyorum. Bir yandan "Hadi sen bizimle gel, seni bize götürelim, anne burada kalsın" diyip, bir yandan da çocuğun endişe ile açılan gözlerinden zevk alanlara... hatta işi daha da büyütüp çocuğu çekiştirenlere sinirrrr oluyorum.

kirazsevdasi dedi ki...

sinir oldugun konularda, o kadar cok cok cok katildim ki sana, karsimda olsan gelip opecektim.
neyse buradan opeyim.
senin gibi coook insana ihtiyacimiz var.
ve son olarak, ne guzel bi yerde yasiyorsunuz yaa :)

Hülya'nın Tuna'sı dedi ki...

o 2.örneğin birebir aynına tanıklık ettim geçen gün. tuna kadar bir oğlan alıp başını çimlere gitti, annesini hiiç iplemedi diye kadın oğlana trip yaptı. böyle omzunu silkelkeyip "küstüm ben sana, sevmiyom seni, hıh gittt" dedi. midem bulandı izlerken :)

senem dedi ki...

Kirazcım :)) sevgiler bizden. Yaşadığımız yer güzel ama buradaki son 2-3 haftamız malum.

Hülya, ben de içim acıyarak izliyorum böyle örnekleri.

yeliz dedi ki...

çok güzel yazmışsın valla, aynı yani resmen geriliyorum

Magissa dedi ki...

yani senem, sinir olman bile hanimefendi stilinde. :)) ben olsam bir torba laf saydiririm mesela.

elfeyp dedi ki...

Bu durum evde 2. çocuk varsa daha da artıyor. El altında karşılaştırılacak biri var ya. Birbirlerini kıskanmadıklarını 50 kere söylememe rağmen, 40-50 yaşındaki kadınların Güneş kendisini öptürmeyi sevdirmediği için 'Baaak seni sevmiyoruz biz Ege'yi seviyoruz' diye nispet yapmaları da akıllara zarar. 'Sen yeme küçücük kal, Ege seni geçecek.' de ayrı bir konu :) 'Ben büyürüm de senin beynin aynı kalmış!' desin isterim kızımın :)

Birben dedi ki...

Ben de yemek konusunda seninle hem fikirim.Bizim ailede çok yapılmaya çalışılıyor.Sen yemezsen baba yer, anne yer falan...yani "yemeyenin malını yerler" mantığı da yerleştirilmiş oluyor.Çocukta gereksiz hırs ve istek meydana getiriyorlar.Çok ufak görünse de büyük karakter bozuklukları meydana getirir bence.

Küsme olayına girmeyelim, zira görümcemin kızı(4 yaşında) küsmeyi öğrenmiş, istediği olmadığında küstüm diyerek ağlamaya başlıyor.Abartmıyorum 5 dk.içinde 5kere küser.Çok can sıkıcı...Böylece artık vicdan bile yapmıyor , hep o haklı, kabus gibi.

ELİF dedi ki...

Ne güzel yazmışsın, maalesef bazı durumlar oluyor ki müdahele bile edemiyorsun, "ben çocuğuma böyle şeyler söylemiyorum, lütfen siz de söylemeyin" dersem, bana küsecek bir sürü insan oluyor maalesef...

Sen Gelince dedi ki...

O duygu sömürüsüne ben de sinir oluyorum... Bir de bir şey yaptırmak için asla tutulmayacak sözler verilmesine.

senem dedi ki...

Yeliz, yalnız değiliz demek ki, ne güzel.

Magissa : ) : ) Çok nadirdir bir torba laf saydırabildiğim. Sinir olurum kendime. Öyle de bir yeteneksizliğim var işte.

Elf, ne kadar güzel anlatmışsın. Ya hakkaten, bir de iki kardeşi böyle birbirine düşürecek şekilde gaz vermeler vardır, di mi? Hiç akıl yok bu insalarda. Bir dur da düşün karşındaki çocuk nasıl etkileniyor diye, değil mi?

senem dedi ki...

Birben, evet işte, insanlar bunu yaparken çocuk ilerde bundan nasıl etkilenir hiç düşünmüyorlar herhalde. Küstüm olayına gelince, belli bir yaşta hemen hepsi yapıyor galiba bunu. Kabus gibi hakkaten. Ama anne babanın doğru şekilde müdahele etmesi çok önemli.

Elif, hah işte zaten o yüzden ben de yüzümde gergin bir gülümsemeyle kalakalıyorum böyle durumlarda. Çok sinir..

Özlem yaaa, bak evet listede bir de o tutulmayacak sözler var, di mi? Mesela hiç öyle bir niyet yokken “yemeğini yersen seni parka götürücez” demek... ben hemen düzeltmeye çalışıyorum öyle zamanlarda...

Evren dedi ki...

Senemcim cok guzel yazmissin hakikaten de. Sanirim ben vesile oldum bu "nadide memleketim" tartismalarina. Fazla izole yasayinca bir anda bu kadar ilgiye maruz kalmak tuhaf geldi basta, sasirdim ilk anda. Sinir falan oldugum yok yoksa. Simdi gayet relax bir modda ne anneannesinin yemekten once verdigi gofrete karisiyorum ne de dedesinin 3 kat giydirmesine ve pesinden yemekle kosmalarina, bilmem kac tane oyuncak almalarina, cevreden toplanan ganimetlere ve de saireye ;)

Kusme olayina hic rastlamadim allahtan, umarim rastlamayiz da cunku ben de ona sinir olabilirim hakikaten de. Bu yiyecek olayi da aynen...

Mulkiyet kavrami konusunda da kafam karisik biraz. Ben dunyanin diyorum simdilik, kimsenin degil, dunyanin ya da hepimizin diyorum sirayla kullaniyoruz/paylasiyoruz. Ama tabii parklarda bu tarz durumlarla karsilasmadim henuz. Gittigi kreste de "turn" ve "share" kelimelerini kullaniyorlar bu tarz durumlarda, herkes sirayla kullaniyor ve paylasiyor oyuncaklari/malzemeleri.
YavruSu annesi disinda paylasim problemi yasamiyor simdilik, sanirim (ve de umarim) emme isi bitince onunla ilgili bir problem de kalmayacak :)

Aklimda da hep Mulksuzler var ama bu toplumda nasil olacak bilemiyorum acikcasi... Bu konu uzerine daha cok dusunmeli sanirim.

O leblebi yiyen surati operim. Gorusmek dilegiyle...

senem dedi ki...

Evrencim, yok yok, bu ne zamandır yazmak istediğim birşeydi. Sinir olduğum olaylar birkaç kere başıma gelince şunları bir yazsam diyordum. O günki Nurturia konuşması vesile oldu :))

Bir de tabi şu var ki benim etrafımda anneanneler ve babaanneler pek olmuyor ne yazık ki. Yani aslında bana akıl verecek kimse yok etrafımda :( Olup da akıl vermeye kalktılar mıydı, delimiyim neyim hoşuma gidiyor. Ama tabi akıl öğretme işinin devam etmesi halinde çıldırırım herhalde.
Burada benim için anahtar kelime "yaptırım" sanırım :))

Mülksüzler'i halen okumadım. Acilen okumam lazım. Neva bu arad çok fena "menim, menim"lere başladı.

Çoook sevgiler

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...