18 Mayıs 2010 Salı

muhteşem bir sabah

Güne sabah 7’de pür neşe ve saf enerji ile başlayan Nevacığı saat 8’e kadar zor zaptettik evde. Tek elini kaşığın altına siper ede ede geceden yaptığım sütlacı yedi kahvaltı niyetine. Nasılsa kreşte yer birşeyler dedim, aldırmadım bu duruma. Sabah 8’de ailecek dışarı çıktığımızda serin sabah çarptı yüzümüze. Ooohhhh diye derin derin içimize çektik taptaze yağmur havasını. Koca koca salyangozlar peydah olmuştu her yerde. Neva ile onları seyrettik bir süre, kıpır kıpır antenlerini, arkalarında bıraktıkları parlak kaygan sıvıyı. Son anda engel olmasam Neva bir tanesini anteninden tuttuğu gibi ağzına atacaktı az daha. Salyangozlardan sıkılınca ortadaki ıslak bisikletlere dadanacak oldu, zor bindirdik arabaya.

Bu sabah kreşe ilk gelen çocuk Neva oldu. Çok, gerçekten çok sevdiği Leyla öğretmeni karşıladı onu. Neva eliyle şöyle bir “baaaaay” yaptı bize, yürüdü gitti öğretmeniyle birlikte mutfağa çayı demlemeye. Karı koca gülümseyerek çıktık kreşten. 9 dersinin başlamasına 20 dakika vardı ve o çok kıymetli 20 dakikayı karı-koca saati yapalım dedik. Hilal’in nefis bir yazısı vardı geçen gün blogunda, Çocuklarımızı Büyütürken Göz Göze Gelmek diye. Dün onu göndermiştim kocaya emaille. Biraz da onun etkisiyle mi nedir sanki dünden beri daha bir özenliyiz. Biri sade, diğeri bol sütlü kahvelerimizi alıp henüz daha hareketlenmemiş kampüste el ele yürüdük. Yanımda fotoğraf makinası olmamasına çok kahrettim önce ama sonra bu güzelliklerin “real time” tadını çıkartmanın daha da iyi olduğunu düşünüp sevindim. Kampüs bu sabah yine cennetten bir köşeydi sanki. Kurşuni gri bir gökyüzü ve yağmur yüklü bulutların altında katmer katmer açmış kırmızı güller, tomurcuk beyaz goncalar, aralardan süzülen hanımeli kokusu, boğazdan esen miss gibi ferahlatıcı rüzgar, kargaların bet gaaakları, ağaçlardan düşen börtü böcekler....

Manzaradaki banklarda oturduk bir beş dakika kadar. Rüzgarda salınan asırlık ağaçları, akıntıyla hafif hafif çalkalanan kurşuni gri denizi, arada tek tük süzülürek geçen yük gemileriyle öyle sakin, öyle durgundu ki boğaz, bilmeyen birisi şehrin tamamı böyle yaşıyor sanabilirdi. Oysa tam da o sıralarda iç kesimlerde kimbilir insanlar nasıl bir trafik kaosu, egzos dumanı, işe yetişme telaşı, ekmek kavgasıyla cebelleşiyordu.

Bizim de artık derse gitmemiz gerekiyordu.

7 yorum:

füsfüs dedi ki...

yaşadığın neşe huzur fotoğraf olmasa da çok güzel yansımış bu yazıya, ne hoş bir sabahmış
sen yine de kampüsün o halini bir başka gün çek ama merak ederiz:)

sirâr dedi ki...

gelmiş, sessizce arkanızdan size bakmış, gülümseyerek uzaklaşmış kadar oldum...aşkla kalın.

Kremali'nin annesi dedi ki...

Senemcim, bence iyi ki unutmussun fotograf makinasini. Real time yasadigin guzelligi o kadar real time hissettirdi ki yazdiklarin :) Uzun zamandir bu kadar huzur dolu bir yazi okumamistim inan.

Bir de, elele / gozgoze konusundan bahsetmen, su zor gunlerimizde nasil hos bir tevafuk oldu bilemezsin. Insaallah hayirli bir istikamete evrilmemize vesile olur yaptigin hatirlatma...

Sevgiler sana ve cay demleyen cimcimeye :) Gelecem birgun cayini icmeye, bilesin :P

saricizmeli dedi ki...

senem, füsfüse katılıyorum.
bu arada kırsal kesimde salyangoza gözüboynuz, sümüklüböceğe iziyaldız denirmiş.
geçenlerde okumuştum, sizin salyangozlar aklıma getirdi.
http://www.milliyet.com.tr/annemi-babami-nasil-egittim-/yalvac-ural/pazar/yazardetay/28.03.2010/1217224/default.htm

senem dedi ki...

Füs, ilk fırsatta çekeceğim resimleri : )

Sirar, inşallah : )

Ayşe Şule, aman diyim, istikametiniz güzel olsun. Mutlaka bekliyorum çayımızı içmeye : )

Sarıçizmeli, yazıyı okudum, çok hoş : ) Gözüboynuz ve iziyaldız. Harika!

elfeyp dedi ki...

Eeee, sonra neler oldu? Yoksunuz ne zamandır?!?

SalihaBetül'ün Annesi dedi ki...

vallahi sonrasını ben de çok merak ediyorum.. nerelerdesiniz, özledik..

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...