11 Nisan 2010 Pazar

bakıcı sorunsalı

Geçen hafta annem geldi bize, bizi görüp, torunuyla vakit geçirmeye. Aman ne sevindik. Bayram ettik ailecek. Türkiye’nin dört ayrı köşesinde minik minik evleri olduğu için sıra bizim buralara zor geliyor, pek nadir oluyor bu ziyaretler. Neyse, annem gelirken yanında da benim taa 3, bilemedin 4 yaşımdan kalma plastik oyuncaklarımı getirmiş Neva oynasın diye. Bu oyuncaklar bunca zamandır depoda durduğu için ben onları çoktaaaaan unutmuştum. Ama görür görmez bütün anılar gözümde canlandı. Ben ve benden 15 ay küçük erkek kardeşim az oynamamıştık bu bebeklerle. Annem çalışıyordu ve bize bakan babaannem diğer torunlarına bakmaya gittiği için kısa bir süreliğine bize annemin çalıştığı okulda görevli bir amcanın 18-19 yaşlarındaki kızı Birsen abla bakıyordu. Birsen Abla hayatımda hiç unutmadığım, hep iyilikle güzellikle andığım bir insan oldu. Bu bebekleri de kukla yapar, çeşitli mizansenler yaratır bizi oynatır da oynatırdı. Bebeklerin isimleri de vardı: Laura, Lisa, Joe ve Paul.. o zamanların meşhur Küçük Ev dizisinin kahramanlarının isimleri : ) Sonra babaanem geri geldi, kısa süre sonra kardeşim de ben de erkenden annemin okulunda okula başlayıverdik, bir daha da hiiiiç görmedim Birsen Abla’yı. Belki evlendi, belki okula başladı. Hala merak ederim, nerdedir, ne yapar diye.

Bu konuyu anlatmamın nedeni, Cuma akşamı bizim de Neva’nın sevgili bakıcısı E. Teyzeyle vedalaşmış olmamız. E. Teyzesi, Neva dördüncü ayını yeni bitirdiği günlerde geldi bize, o günden beri de hep yanımızda oldu. İlk elma püresini o yedirdi Neva’ya, aşı olurken kolunu bacağını tuttu, hastalandığında içinde limon kabukları, elma dilimleri olan ıhlamurları o kaynattı. İlk adımları, ilk kelimeleri, ilk öpücükleri dahil Neva’nın hayatında birçok köşe taşına tanık oldu. Karşılıklı çok sevdik birbirimizi. Kendi çocukları dahil büyüttüğü 6 çocuğu referans alıp hemen hemen hiç karışmadım işine. Gün geldi Neva’ya yedireceği kirazın çekirdeğini kendi dişleyerek çıkarttığına tanık oldum, sesimi çıkartmadım. Sevgi, iyi niyet ve güveni esas aldım. Sonuçta çocuğumu emanet ettim ben ona, çok şükür pişman da olmadım hiç. Ama bir yol ayrımına geldik. Bizim iki ay sonra Anadolu yakasına taşınıyor olmamız, onun karşıya gelememesi ve yaz sonunda Neva’nın kreşte iki yaş grubuna geçip artık kreşe tam gün devam zorunluluğunun olması nedeniyle zaten kısa süre sonra mecburen ayrılacaktık. Bu arada lojmanda alt kat komşumuz bebek sahibi olup da acilen bakıcı aramaya başlayınca biz de ciddi referans olup E. Teyzemizi oraya kaptırdık : )

Yarın E. Hanımsız hayatımızın ilk günü. Neva henüz anlamıyor tabi ama E. Hanım çok üzüldü, “siz taşındıktan sonra ben Neva’yı nasıl göreceğim, ben onu çok özleyeceğim” dedi durdu, ben de “biz onu sana getireceğiz her zaman" dedim. Evet eminim başlarda getirir götürürüz ama zaman içinde bu ziyaretler seyrekleşecek ve sonunda belki de iyice kopacaktır. Hep öyle olmaz mı? Ne tuhaf değil mi, Neva’nın hayatının ilk iki yılına bu derece yakından tanıklık etmiş olan bir kişi kısa sürede yabancı olup çıkacak. Oysa biz ve bizden önceki nesiller için durum farklıydı. Bizleri (çoğumuzu) eğer annelerimiz çalışıyorsa anneanneler, babaanneler büyüttü babaannem baktı mesela ve onlar biz büyüdükçe hep hayatımızın bir parçası olmaya devam ettiler. Şimdiki çocuklar içinse durum çok farklı. Örneğin benim 3.5 yaşındaki yeğenime 6 aylık olduğundan beri bakan bir Gürcü bakıcısı var. Anne ve babası çoğu akşam 8-9 da eve geldiği için yeğenim zamanının çok ciddi bir kısmını işte bu bakıcıyla geçiriyor ve ona çok düşkün. O da zaten bizim ufaklığı torunu gibi seviyor. Ama gün gelecek artık bakıcıya ihtiyaç kalmayacak ve o zaman bakıcı da muhtemelen kendi ülkesine, kendi çocuk ve torunlarına geri dönecek. Yeğenimin tüm çocukluk ve bebeklik anılarının yüzde seksenini de yanına götürecek. Çok iç burkucu.

Nitekim geçenlerde yeğenimin annnesinin anlattığı olay durumun üzücülüğünü birkez ortaya koydu. Bizim yeğen K. bir süredir yarım gün kreşe gidiyor ve öğleden sonraları da evde bakıcısıyla geçiriyor. Kreşten gayet memnunken son zamanlarda kreşe gitmeyeceğim diye ağlamaya başlamış, hem de ne ağlama. Bir yandan da bakıcısına “D. beni gönderme, sen bilmiyorsun” diyormuş. Tabi kardeşim ve eşi kreşe gidip öğretmeniyle konuşmuşlar, kreşte ters bir durum olup olmadığını anlamak istemişler ve öğretmeninden K. nın kreşte son derece uyumlu ve mutlu olduğunu öğrenmişler. Öğretmen de kreş hakkında evde olumsuz konuşulup konuşulmadığını sormuş. Bunun üzerine bizim anne-baba evde kendi aralarında ama bazen de K’nın yanında gelecek sene K.yı tam gün kreşe göndermeyi plandıklarını, bakıcısı D.ye de ondan sonra artık ihtiyaçlarının olmayacağını konuştuklarını farketmişler. Sonuçta 3.5 yaşındaki bir çocuk bu durumdan artık nasıl etkileniyorsa çok sevdiği kreşe gitmemek için ayak diremeye başlamış.

Üzerinde düşünülesi bir durum!

6 yorum:

Damla dedi ki...

Umarım bundan sonra da Neva'nın da, bakıcınızın da şansına karşısına hep iyi insanlar çıkar. Hiçbir iş için asla kafanızdakine birebir örtüşen birini bulmak mümkün değil, önemli olan o güveni duyabilmiş olmak.

mummy dedi ki...

Senemciğim çok değişik bir noktadan bakmışsın gerçekten,ben bakıcı olayına hiç bu gözle bakmamıştım,evet hakkaten tüm ilklerini paylaşan kişinin birden yabancı oluvermesi,hayatınızdan çıkıvermesi iç burkucu,ama hayat hep böyle değil mi?Dönem dönem yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen arkadaşlarımızla yollar ayrılınca birdaha görüşsek bile yabancı gibi oluyoruz sanki,paylaşacak çok şey kalmıyor çünkü..Olsun,sağlık olsun,hayırlısı olsun..
Öperim cimcimeyi...

kuzunun annesi dedi ki...

Zor bir sürec , yakında benzer bir dönemden gectiğimiz için iyi biliyorum . Ela yeni bakıcısına alışmış görünsede eskisinin verdiği enerji farklıydı sanırım. Sabahları eskisine attığı gülücükler yenisine atılmıyor , halbuki buda hoş naif bir kadın . Ben zaman zaman eskisine bir kahve içmeye ugruyorum , Elada mutlu oluyor oda . Ama dediğin gibi bir süre sonra dahada azalacak belki bu görüşmeler kimbilir .
Neyse, öperim Nevayı , 2 ay daha dayansaymış hatun , sizin içinde iyi olurdu sanırım dersler bittikten sonra:)

Seden dedi ki...

ben 38 yaşındayım
ve bakıcım ile halen görüşüyorum :)
hala kokusunu içime çekerek sarılıyorum
siz isterseniz, o bağ kopmuyor

senem dedi ki...

Damla, çok teşekkürler. Dediğin gibi önemli olan güven duyabilmek, iyi niyet. İnşallah Neva bundan sonra da hep iyi insanlarla karşılaşır.

Esracım, evet hayat böyle gerçekten. Ama bununla bu kadar erken tanışmak da üzücü bence. Mesela ben beni büyüten babaanneme öylesine düşkündüm ki, kısa süreli de olsa diğer çocuklarının ve torunlarının yanına gittiğinde yemeden içmeden kesilirdim. O da aynı şekildeydi. Ondan bu şekilde aniden ayrılıverseydim ne olurdu kimbilir. Gerçi tabi Neva çok küçük, o birşey hatırlamayacak mıhtemelen ama bahsettiğim yeğenim için ayrılık çok daha tramvatik olacak gibi.

Hayat, aslında bizim işimize geldi bakıcının ayrılması. Çünkü Neva zaten tüm gün kreşe gidiyor artık ve hem kreş hem bakıcı aslında bizi maddi olarak zorluyordu. Ama zaten işte ikilem de burada. Maddiyat nedeniyle çocuğunun hayatındaki önemli birisini çıkarıveriyorsun hayatından. Eski bakıcınızı ziyaret ediyor olmanız ne güzel.

Seden ne kadar güzel, çok sevindim gerçekten. Her iki taraf için de çok güzel bir duygu olsa gerek. Paylaştığın için teşekkürler.

Sen Gelince dedi ki...

Gerçekten hiç bu açıdan düşünmediğimi farkettim ben de... Belki de bir benim de, kızımın da bir bakıcısı olmadığı için... Ama ben de benim yaşıma gelip, hala bakıcılarıyla görüşen insanlar olduğunu biliyorum:)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...