31 Temmuz 2009 Cuma

günlerin getirdikleri

Bu aralar yine hep bir koşturmaca, hep bir telaş hali içindeyiz. Bloglara düzenli giriyor, okuyorum, içimden yorumlar yapıyorum her birine ama yazıya dökmeye fırsat olmuyor bir türlü.

Yaz okulunda verdiğim “araştırma yöntemleri” dersi yordu beni bu sene. Dersin içeriğinden çok saati yordu sanırım beni: 15:00-17:00 arası. Okulda yenen uzuuuun öğle yemeklerinin verdiği rehavetle cehennem gibi sıcak sınıfa girip iki saat dilim damağıma yapışarak eğitimde kullanılan araştırma yöntemlerini anlatmak zor geldi işte bana. bu arada tez okumak, tez düzeltmek, yazmam gereken ama bir türlü elimin varmadığı araştırma projesi raporuna dertlenmek, ders sonrası koştur koştur eve gidip Neva’yı E. hanım’dan devralmak bu yazın gündemi benim için. Neva uyuyana kadar akşam yemeği bile yiyemiyoruz Kompozit’le. Öyle hareketli. Bir dakika, bir saniye yerinde durmuyor. Biz de çoğunlukla alıp dışarı çıkıyoruz. Gece 9:30-10:00 gibi o uyuyunca sıra akşam yemeğine geliyor ancak. Sonra okumak istediğim kitap gözümün önünde dizi dizi dururken ben sızıp kalıyorum kanepede. Oysa bu aralar Vandana Shiva’nın “Yeryüzü Demokrasisi” kitabına başladım, epey de ilgimi çekti ama olmuyor işte, üç sayfanın sonunda göz kapaklarım taş bağlanmışçasına aşağı iniyor.

Tabi ne kadar yorucu da olsa günün en güzel kısmı Neva’yı devralınca başlıyor. 11 aylık oldu benim kuzum artık. Bebeklikten çıkıyor sanki yavaş yavaş. Son iki aydır gelişimi hızlı çekime alındı sanki, hergün ama hergün yeni bir numarayla karşılıyor bizi. Anladım ki, insan çocuğuna gün geçtikçe daha çok bağlanıyor, daha çok seviyormuş. Ya da benim için öyle oldu bilemiyorum. Zaten ben Neva doğduğundan beni hiç öyle işte o an anne olduğumu anladım, hayatım değişti gibi hislere kapılmadım. Neva’dan öncesi nasıldı hatırlamıyor falan da değilim, gayet iyi hatırlıyorum ve hatta özlemle anıyorum. Ama şu anı, Neva’nın varlığını hiçbir şeye değişmem, o ayrı. Çocukları oldum olası çok ama gerçekten çok seven, onlarla çok yakından ilgilenmiş birisi olarak sanırım ben bu duygunun nasıl birşey olacağını zaten biliyordum. Süpriz olmadı hiçbirşey.

Neyse, konuyu dağıttım gereksiz yere. İşte 11 aylık kuzumun şu günlerde halleri

- Tepesindeki bir tutam saç çok uzadı, sürekli gözlerine giriyor. Ama toka takınca ilk iş büyük bir hırsla, saçlarını yolma pahasına tokayı başından söküp atıyor. Nadiren, ilgisini başka bir yöne çekebilirsek tokayı başında kısa sürede olsa tutmayı başarıyoruz. O uzamış bir tutam saçı ise kesmeye kıyamıyorum hiç.



- Bu aralar en sevdiğimiz oyun “lamba nerde?” oyunu. Sabah uyanır uyanmaz ilk işi lambaya bakıp işaret parmağı ile göstermek, bir yandan da ağzını kocaman açarak “a-aaaa” demek.



- El çırpmayı öğrendi sonunda, bir hırs bir heves herşeye el çırpıyor.
- Tel sarar hareketini ise hala beceremiyor. Önce bir deniyor, baktı ki olmuyor, hemen çaktırmadan başka bir harekete geçiyor :- )
- Evde telefon çalar çalmaz elini kulağına götürüp “aloooo” diyor (ve bu hareketi kimse öğretmedi ona, bir sabah cep telefonumu eline alıp kulağına götürdü ve alo dedi kendiliğinden)
- Ayakta durmaya, tutunarak sıralamaya bayılıyor. Elinden tutup yürütülmesinden hoşlanmıyor, illa kendi kendisine yapacak herşeyi. Bu aralar saniyelerce hiçbir yere tutunmadan ayakta da durabiliyor ama farkederse hemen oturuyor.





- Evde jet hızıyla emeklediği yetmezmiş gibi dışarılarda da aynı şeyi yapmak istiyor.



- Söylenen bütün kelimeleri fısıltıyla tekrar ediyor ağzının içinde ama henüz cesareti yok açık açık söylemeye.
- E. Hanım şaka olsun diye “bıktım senden” diyor ve yakasını silkiyor. Neva da bunu duyunca hemen artık o anda kıyafetinin neresi denk gelirse orasını silkiyor.
- Bazen kucaktayken, tamamen kendi içinden geldiği için, kimse söylemeden, kucağında olduğu kişinin yanağına minicik bir öpücük konduruyor.
- Şu içiçe geçen kaplar var ya, onları kesinlikle içiçe geçiremediği gibi şu renkli halkaları da sopadan geçiremiyor ve bu halleri beni çok eğlendiriyor.



- Bir topun peşinde dakikalarca emekleyerek oynayabiliyor.
- Bisiklete binmek, sonra inip o bisikleti iterek sürmek çok hoşuna gidiyor.





- Çamaşır makinesi ve bulaşık makinesini doldurup boşaltmaya bayılıyor.




Bu arada 11. ayını doldurduğu geçen hafta üstteki iki dişi de patladı kızımın. Artık dört tane dişi var. Halen büyük bir iştahla anne sütü almaya devam ediyor. Hatta bu ayrıca bir post konusu olabilecek bir konu çünkü kızım anne me.mesi ve sütüne karşı ciddi bir bağımlılık geliştirmiş durumda. Çorbasını, meyvasını, yoğurdunu da gayet güzel yiyor. Buna rağmen kilosu oldukça düşük. 11 ay itibariyla boyu 73 cm, kilosu ise 9050 gr. Ama gayet sağlıklı. Doktorumuz buna takılmamamız gerektiğini, yapısının böyle olduğunu söylüyor. Ben de pek aldırmıyorum zaten. Çünkü biliyorum ki iyi yiyor ve güzel gelişiyor.

Bir haftadır babasını görmedi Nevacık. İlk buluşma Pazar günü olacak, bakalım nasıl bir tepki verecek babayı görünce? Babası çok özlemiş onu belli, hergün arıyor birkaç kere (hiç huyu değildir) :)

Bu darmadağınık postu hem Neva'nın hem benim burayı okuyan tüm arkadaşlarımıza selamlarla bitirelim...

10 yorum:

kirazsevdasi dedi ki...

çok tatlı yaaa yerim ben onu..
saçı sakın kesme Senemcim cok seker gozukuyor.
biktim senden olayı harika,
cok operim

Ayşe dedi ki...

Senemcim, ne kadar buyudu bu kiz boyle, iyice cocuk gibi gozukmeye basladi gozume...

Bu arada tokali sac modeli cok seker olmus, durdugu kadar dursun, kestirme, zaten uzar yakinda... acaba oyunla falan taksaniz daha bir sevebilir mi?

Yaz okulunda hic ders vermedim, ama bu sonbaharda ilk daha instructorlik yapicam, bundan evvel hep TA'dim, simdi kendi dersimi kendim vericem, karnima agrilar giriyor dusundukce...

bu arada o tas zeminli fotograf Kennedy Lounge taraflari mi?

cok sevgiler, kucuk hanimi opuyorum.

Tarkanın Annesi dedi ki...

yavrum benim. Evin bütün işlerini bu kıza yaptırıyormuşsunuz gibi sanki. Baksana çamaşır onda bulaşık onda bide eğilerek maharetli maharetli poz vermiş.

Tarkanın Annesi dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
KUZEY TAN dedi ki...

Neva koca kız olmuş maşallah.
Yazıyı okurken saçları kestim diyeceksin diye üzülmüştüm. sende kıyamamışsın.
Babası ile buluşması nasıl olacak merak ediyorum.

Hülya'nın Tuna'sı dedi ki...

bu saatten sonra takılacak en son şey bebelerin kilosu olmalı zaten. zihinsel ve sosyal gelişimi, mutlu olmaları, yemek ve uyku düzeninin az çok oturması gibi konular gramajdan da ambalajdan da çok daha önemli. şu çamaşır makinesine dalmak üzere olduğu haline, poposuna bayıldım. pek hamarat olcak canım :))

BirBen dedi ki...

Neva'nın bu hareketli hallerini Asım Alp'e çok benzetiyorum.Yakında yürür de annesi,işte o biraz daha zor olacak,yürüyünce tırmanmaya da başlıyorlar çünkü.Sandalyelerin masaların tepesinden alabiliyorsan al:))

yenianne dedi ki...

Bu bizim ilk ziyaretimiz.Neva ismini hep çok beğenmiştim.Kızınız da çok şekermiş ama...Saçına bayıldık..

Sevgiler...

dilek dedi ki...

SLM.BENDE BENİMDE İLK ZİYARETİM.ÇOK SEVİMLİ MAŞAALLAH.NAZAR DEĞMESİN.

olmadık işler peşinde dedi ki...

Senem,
Durum özeti yazacak olsam şu yazdıklarının nerdeyse aynılarını yazardım.

Emekleme ve saç konusu bizde de aynı. Rüzgarda falan feci oluyordu. Ben de tuttum o tutamı, havaya kaldırdım ve ucundan üç parmak kadar kesiverdim. Ohh be rahat etti, yüzü gözü açıldı çocuğun.

Kilo için endişe etme bence. Zaten 1 yaşında 10 kilo kadar olması gerekiyor. Önemli olan sağlıklı gelişmesi ki maşallah Nevacık tozunu atıyor ortalığın baksana:)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...