29 Mayıs 2009 Cuma

meyve mirası


“Eğer bizi bir ev konuk edecekse dört şartı yerine getirmesi gerekir; Soğuk su, sıcak yemek, hoş sohbet, taze meyve.” Tarihçi Ahmed Cavid 18. yüzyıl sonu

Bugün üniversitede katıldığım “Küreselleşme Sürecinde Gıdanın Geleceği” başlıklı toplantı çerçevesinde Anadoluda’ki meyve çeşitliliği üzerine yaptığı konuşmayı bu sözle bitirdi konuşmacı. Ta 15. yüzyıldan beri Anadolu’daki tarihi meyve mirasının Bursa Kanunnamesi, Evliya çelebi’nin Seyahatnamesi gibi belgelerde nasıl yer aldığından, Anadolu’daki yüzlerce çeşit armuttan, üzümden, bademden bahsetti. Şimdilerde biz üzüm, armut, kavun vs. diyip geçiyoruz, oysa her birinin onlarca çeşidinden bahsetti konuşmacı. Mesela “hırsızalmaz kavunu”, “kadın inciri”, “köpekkaldıran inciri”, “gökbalcık inciri”, “yazılı payam (badem)”, “ikigöynek payamı”, “nakışlı payam”, “gıcıgıcı armudu”, “tilkikovan armutu”, “kanlıkara dut”. Köylüler meyvelerin cinsini yapraklarından, tatlarından hemen ayırt edebiliyorlarmış. Oysa biz şehirli tüketiciler için aralarından pekbir fark yok, o yüzden de markete ya da manava gittiğimizde özellike “gıcıgıcı armudu” aramıyoruz. Başka pekçok sebebe ek olarak işte bu bilinç eksikliği Anadolu’daki bu meyve çeşitliliğinin zaman içinde azalmasına neden olmuş. Biyoçeşitliliğin devam etmesi ise son derece önemli. Bundan sonrası web sitesinden alıntılıyorum:

Bakım ve girdileri görece az olan yerli meyve ağaçlarını korumak, köylerin yiyecek açısından başka yerlerin ticari çeşitlerine olan ihtiyaçlarını da azaltmak demektir. Biyo-çeşitliliğin sürdürülmesi, gıda güvencesi yanında başka kaynakların az kullanılmasını da sağlamaktadır.

Türkiye’de yerli çeşitlere verilen önem azaldıkça dışa bağımlılığımız artmakta; gıda güvencemiz azalmaktadır. Ülkemizin dışalım (ithalat) kalemleri arasında yabancı tarımsal çeşitler, hibrid tohumlar, ithal zirai gübre ve çeşitli ilaçlar önemli bir yer tutmaktadır:

Bir yörede üretilmiş ve benimsenmiş yerli çeşitler o yörenin iklimine, toprağına, su miktarına uyum göstermiştir. Az suyla, az hayvan gübresiyle ürün verirler, hastalıklara, dona, kuraklığa dayanıklıdırlar. İlaca gereksinimleri yoktur, dolayısıyla büyük ölçüde organik ürünlerdir.

Yabancı çeşitler daha çok suya, gübreye ve kimyasal ilaca gereksinim duymaktadır. Bu çeşitlerle tek tip (monokültür) üretim yapıldığında kuraklık ya da bir hastalık büyük zarar ya da ürün kaybı ile sonuçlanabilir.
...

Tarımsal üretimde yerli türler yerine yaygınlaştırılmak istenen hibrid ve tek tip çeşitler su, gübre ve ilaçların kullanımını arttırmakta, ayrıca çoğu bilinçsizce tüketildiğinden gerek suya ve toprağa, gerekse insan sağlığına önemli bir tehdit oluşturmaktadır:

Ticari çeşitlerin farklı toprak, iklim koşullarında ne kadar gübre ve ilaç istediği küçük üreticilerce tam bilinmediğinden; bu konuda yeterli eğitim, bilgilendirme olmadığından, çok verim almak için çok gübreleme yapıldığında toprak taşlaşmakta, su kaynakları zehirlenmekte, çok ilaç uygulandığında ürün sağlığımız için zararlı hale gelmektedir.

Yerli çeşitlerin geliştirilmesinde en önemli etkenlerden biri tüm yıl boyu taze meyve yiyebilmektir. Yaygınlaştırılması için uğraşılan tek tip çeşitler aynı anda ürün vererek işgücü sorunu yaratmakla kalmaz, kırsal bölge insanlarının aynı bahçeden uzun süre taze meyve yiyebilme gereksinimlerini de karşılamaz. Böylece sağlık açısından önemli sakıncalar yaratır.

Yerli meyveler, yerel kültürün, kimliğin ve yerel mutfağın bir parçası olduğu kadar doğal ve sağlıklı lezzetlerle önemli bir yerel gelir kaynağıdır:

Her bölgede aynı meyveleri, sebzeleri, aynı lezzetleri bulmak yerine her yöreye özgü tadları, doğal olarak yetiştirilmiş, sağlıklı ve lezzetli ürünleri yemek herkesin hakkıdır. Bunları yetiştiren, yaratan, koruyan ve pazara sunan üreticiler de bu emeklerinin karşılığını hem maddi hem manevi olarak almalıdır.

Her yerli çeşit, beraberinde farklı bir lezzet, koku ve işlenme, korunma, saklanma özelliği getirir. Bu çeşitlerin bir bölümü kış boyu taze olarak tüketilmek üzere asılır, kimi kurutulur (kuru üzüm, elma ve armut “kak”ı), pekmez yapılır ya da yemekte değerlendirilir. Bu çeşitlerin ortadan kalkması, ona bağlı gelişen kurutma, saklama ve değerlendirme yöntemlerinin, yerel tat ve reçetelerin de ortadan kalkmasıyla sonuçlanır. Yerel reçeteler derlense bile, bunlar yerli tatlar (çeşitler) olmadan aynı sonucu vermez.

Tarımda çalışan, tarımla geçinen insan sayısı, AB’nin hedeflerinin de öngördüğü gibi azaldıkça, tarım alanları, bahçeler bakımsız kalmakta, genç kuşak tarımdan umudunu kesip kentlere göçmektedir. Bu da yerli ağaçları ve tatları bilen, bunları koruyan, aşılayan küçük üreticinin bilgisini yeni kuşaklara aktaramamasına neden olmaktadır. İzmir Ziraat Odası Başkanı Sedat Köse, 14 Mayıs 2007 Dünya Çiftçiler Günü’nde, son iki yılda 1 milyon 312 bin kişinin tarım sektöründen ayrıldığını belirtmektedir.


Daha fazla bilgi için: http://www.meyvemirasi.org

3 yorum:

Betül dedi ki...

Kimbilir daha duymadığımız ne sebze ,meyva isimleri vardır.İnsan olarak bu kadar duyarsız olmamız meyva ve sebzede olduğu gibi birçok şeyinde sonunu getiriyor malesef...

Betül dedi ki...

Senemcim birde merak ettim dün buluşma gerçekleştirebildinizmi? bende katılmak isterdim ama müsait değildim.

Senem dedi ki...

Betülcüm merhaba,
Hayır Perşembe günü buluşamadık. Hem o gün benim bir toplantım çıktı hem de iyi organize olamadık. Öyle olunca mecburen ertelendi. Daha sonra daha iyi bir organizasyon yapalım ve mutlaka buluşalım.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...