10 Mart 2009 Salı

ıslak ıslak



Sabah erkenden S. aradı, sahada yürüyelim mi diye sormak için. Artık spora başlamanın vaktidir, geç bile kalındı. Bir çırpıda hazırlandım, Nevacığı babaya teslim edip hemen çıktım. Ahmak ıslatan türünde başlayan yağış biz beş tur bile atamadan sağnak yağışa çevirdi ve sırılsıklam etti bizi. Koşa koşa eve döndük.

Öğlen iki saat derse girdikten sonra camdan baktım, güneş pırıl pırıl. S.yi aradım, o da yeni çıkmış dersten. Hadi gidip Bebek’te birşeyler yiyelim dedik. Kompozit’i aradık, müsaitmiş, o da bize katıldı. Arabayı Bebek kapıya parkedip yürümeye başladık. Tam o sırada gökyüzü kurşun rengine büründü ve şakır şakır bir yağmur indirdi. Denizden ayrı, ağaçlardan ayrı bir koku yükseldi hemen. Neyse ki şemsiyelerimiz yanımızdaydı, pıtır pıtır denize düşen damlaları seyrede seyrede yürüdük. Hızlıca birşeyler yiyip, denize bakan kafelerden birinde kahvemizi içtik, sohbet ettik. Sonra onlar okula döndü, bense eve geldim. Neva yeni uyumuş, evde muhteşem huzurlu bir hava. Böyle yağmurlu günlerde evde mışıl mışıl uyuyan bir bebek insanın içini nasıl da huzurla dolduruyor. Salonda masanın başına çöktüm, bu satırları yazdıktan sonra master öğrencimin tezini okuyacağım, yarın için ders hazırlayacağım. Düşünmeden edemiyorum: Ya bir plazada çalışıyor olsaydım sabahtan akşama dek??!!!

6 yorum:

kirazsevdasi dedi ki...

çok sanslısınn çokkk :)

BirBen dedi ki...

bence de çok şanslısın Senem, sabah 9 akşam 6,hayatımdan neler neler aldı...ama oğlumla geçireceğim vakitleri almamalıydı,bir imzayla bitirdik kariyeri, şimdi kendime ev hanımı dedirtmek garip geliyor, annelik çalışmaktan daha zor halbuki:)

Esra Günüşen Ertuğrul dedi ki...

o kadar güzel anlatmışsın ki.. ben sabah8:30 -17:00 arası hastanede o kadar yoğun çalıştım ki..insan yazını okuyunca imreniyor..

Rahsan Collyer dedi ki...

Evet evet kesinlikle şanslısın, herkese kısmet olmaz böyle bir iş. Ben de sırf sabah 9-akşam 6 olayına katlanamadığımdan çalışamıyorum şu an. Seninki gibi bir işim olsa dönerdim doğumdan sonra ama kızımı bütün gün bırakıp gidemem, o daha çok küçük, bana ihtiyacı var. Düşünsene bir de İstanbul gibi yerde trafik belası yüzünden 9'da olmam gereken iş için en geç, o da yakınsa 8.30'da çıkmam gerekir evden, hatta yerine göre 7.30da çıkanlar var. E akşam da tam 6'da çıksam bile işten eve ulaşmak yine 1 saat. Yani çocuğumu sabah 8den akşam 7'ye kadar göremeyeceğim anlamına gelir bu.

Birben'in dediği gibi, uzun zaman mücadelesini verdim kafamda, sırf kendimi ev hanımı gibi hissetmek istemediğim için aldığım maaşın yarısını bakıcıya verip işe gitmek mi yoksa evde kalıp yıllarca emek verdiğim kariyere devam mı diye çok sordum kendime. Şimdilik cevap belli:) Evde olmak işe gitmekten hakaten daha zormuş, bunu anladım. Ama hayat çok kısa yahu, kızıma doya doya sarılmak, onun her anını yaşamak, ilklerini kaçırmamak istiyorum. Ama dediğim gibi seninki gibi esnek bir işim olsaydı da dönerdim kesin. Belki zamanla home ofis birşeyler yaparım, bakalım:)

elfeyp dedi ki...

Ben de 8-5'lik olaya daha hamileyken dayanamamıştım. Bikaç kez kurumun arıza arabasıyla acile kaldırılınca hiç birşeyin kızımdan ve ikimizin sağlığından daha önemli olmadığını anladım.
Her anını doya doya yaşıorum ben de. Yine de çok şükür ki maddi durum beni çalışmaya zorlamıyor. Çünkü sırf bu nedenle bebeğini sabahın köründe annesine ya da kayınvalidesine bırakıp, bir yığın problem yaşayan, doktora götürebilmek için müdüre yarım saat dil döken iş arkadaşlarım vardı.
Bu arada blogun yeni hali çok şık olmuş :)

ayshe dedi ki...

O kadar şanslısınız ki....
Bahsettiğin plazalarda sabah 8 akşam 5 saatleri arasında çalışıyor ve kısacık öğle yemeğinde hava almaya çalışıyorum binaların arasında akıllı ama sağlıksız binalardayım maalesef...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...