5 Mart 2009 Perşembe

çirkin insan yavrusu


Ne mutlu bana ki yine yılın malum zamanı geldi. Kampüsün her duvarında, kapısında, penceresinde pıtrak gibi türlü türlü öğrenci etkinliklerinin, tiyatro gösterilerinin, konserlerin, sohbetlerin, panellerin, sergilerin ilanları yerlerini almış durumda. Kimi gün 3-5 etkinlikten hangisine gideceğinizi şaşırıyorsunuz. Bazıları o kadar güzel oluyor ki, bir defayla yetinmeyip bir daha bir daha gitmek istiyorsunuz. Geçtiğimiz senelerde (o zamanlar tabi serde evlilik ve çocuk gibi sorumluluklar da yok) folkor klubünün bir gösterisine tam beş kez gittiğimi bilirim. Bu sene durum farklı tabi. Evde beni bekleyen, koşa koşa görmeye gittiğim, beni sevinç çığlıkları ile karşılayan tatlı mı tatlı, şebek mi şebek bir bebecik var. Onu bırakıp da bu etkinliklerin kaçına katılabilirim bilmiyorum.

Ama işte dün gece kuzunun herşeyini (taze sağılmış anne sütü, kaynatılmış emziği, sebze çorbası vs.) hazırlayıp kendilerini babasına teslim edip kendimi 10 dakika uzaklıktaki kampüse attım ve oyun deposu tarafından sergilenen “çirkin insan yavrusu” adlı oyunu izledim. Çok beğendim. Oyun biri Kürt, biri başörtülü, biri de eşcinsel üç kadının toplum tarafından nasıl birer çirkin ördek yavrusu muamelesi gördüğünü ve bu üç genç kadının karmakarışık olmuş kafalarıyla toplumun önyargılarıyla nasıl başa çıkmaya çalıştıklarını anlatıyor. Toplumsal tepkiler ve önyargılar son derece başarılı bir şekilde parodileştirilmişti. Sanıyorum ki herbir seyirci içinde barındırdığı önyargı ve düşünceler eşliğinde her bir kimliğe farklı yaklaştı ya da farklı derecelerde yakın hissetti. Kimi Kürt kadınının yaşadığı süreci anlayışla izleyip varolan önyargılara gülerken, eşcinsel olana aynı anlayışı gösteremediğini hissetti içinde. Özellikle de üniversitede türbanın çok sıcak bir mesele olduğu şu günlerde türbanlı kadının deneyimleri ve sergilenen toplumsal tepkiler belki de tokat gibi çarptı bazı suratlara, zira toplumsal tepkiler hicvedilirken insanlar bir anlamda kendilerini seyrettikler sahnede. İçimizdeki önyargılara ayna tutarak kendimizi de daha iyi anlamımızı sağlayan bir oyundu. Sonuç olarak güzel bir oyundu, izlediğime değdi.

Bu akşam da Kırk Yamalı Bohça’ya gidiyorum!

5 yorum:

Hülya'nın Tuna'sı dedi ki...

evden çalışmak için de uzaklaşmak iyi gelmiş sanırım sana. etkinlik kuşu oldun çıktın.

Rahsan Collyer dedi ki...

Senem, valla taaa Silivri'de olmasam ben de katılıcam zaman zaman sana. Burası daha önce de dediğim gibi biraz mahrumiyet bölgesi, iyi hoş, sakin temiz hava falan ama kışın cık, olmaz burda. Seneye kış en azından 4 ay ordayım, bizim kızlar da bayağı serpilmiş büyümüş olacak inşallah, etkinliğin dibine vurucam anasını satiiimmmm!!!!

sinem dedi ki...

Senem,gerçekten en iyisini sen yapıyorsun .Ben son dönemde 1 kez çıktım evden onda da ancak sokakta yürüyüp temiz !havayı çektim ancak

Esra Günüşen Ertuğrul dedi ki...

süpersiniz...her anneye örnek olmalısınız...

Senem dedi ki...

Hülyacım, ben oldum olası hep bir etkinlik kuşu olmuşumdur. Neva'nın doğumuyla kısa bir ara vermiş oldum sadece ama tekrar geri döndüm sahnelere :)) Tavsiye ederim..

Rahşan, seneye bahar döneminde gel valla, gidelim... o gösteri senin, bu sergi benim gezelim. Kızları da götürürüz hem yanımızda.

Sinem, biraz da şartlarla ilgili herhalde. Ben lojmanda oturduğum için herşey bana çok yakın. Öyle olunca da daha çok çıkabiliyorum. Ama kendine zaman ayırmaya çalış bence. Hem o zaman insan bebeğine karşı da daha tahamüllü oluyor.

Esra Hanım, hoşgeldiniz. Çok teşekkür ederim. Bu arada sizin sayfanızı da keşfetmiş oldum ve çok faydalı buldum.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...