30 Ekim 2008 Perşembe

Ankara günleri

Neva ve ben Cumartesi’den beri şehir dışındayız. Kompozit bir haftalığına Eritre’ye rüzgar enerjisi üzerine eğitim vermeye gitti. Aynı tarihlerde Ankara’da oturan erkek kardeşim ve eşinin 26 aylık oğullarının bakıcısı da iki haftalığına memleketi Gürcistan’a gitmek durumunda olunca anne ve babam boncuk yeğenime bakmaya Ankara’ya geldiler. Biz de Neva ile onların peşine takıldık. Cumartesi sabahı saat 7:30 da anneanne ve dedemizin arabasının arka koltuğuna kurulduk ve yola çıktık. Neva yollarda yine bir küçük melekti, hiç sesi çıkmadı. Zaten çoğunlukla da uyudu. Yolda ilk durağımız Eskişehir oldu çünkü benim yaşı 80e yaklaşmış anneannem ve yaşı 90a yaklaşmış (maşallah) dedem Eskişehir’de oturuyor. Böylelikle Nevacık büyük anneannesi ile dedesini ziyaret etmiş oldu. Torununun torununu görene toruntaht denirmiş. Anneanne ve dedemin torunlarının hepsi de çocuk sahibi olmak için en yaz 30 lu yaşlarını bekleyince toruntaht olma ihtimalleri epey azaldı ama 17 yaşında olan en küçük torunları hariç diğerlerinin hepsinin çocuklarını gördüler (bir tanesinin ki şu anda yolda) ki bence bu da yeterince büyük bir mutluluk olsa gerek.

Eskişehir’de bir gece kaldıktan sonra Ankara’ya geçtik. Pazar gününü erkek kardeşim, eşi, kuzenim, kuzenimin 3.5 aylık hamile eşi, annem, babam, Neva, boncuk yeğenim ve ben hep beraber geçirdik. Pazartesi sabahı kardeşim ve eşi işe gittiğinden beri de evde hummalı bir çocuk bakımına giriştik. Biri 26 aylık, diğeri 2 aylık iki kuzen annemin, babamın ve benim tüm günümüzü alıyorlar. Çocuklardan biri uyuyorsa, diğeri uyanık oluyor ve o kucaktan bu kucağa dolaşıyorlar. Annem çoğunlukla ya mutfakta yemek hazırlıyor oluyor ya da Neva kucağında evde dolaşıyor. Babam ve ben minik canavarın peşinde top oynuyoruz, yatakta zıplıyoruz, DVD de Nemo’yu izliyoruz ya da dışarıda yürüyüş yapıyoruz. Akşamları ise Neva’yı dayısı ve yengesi devralıyor. Yengesi S. İle birlikte yıkıyoruz Neva’yı, gıkı çıkmıyor kızımın banyoda. Bu arada iki çocuklu bir ev nasıl bir şeymiş onu görüyorum. Çoğu zaman bir sirk havası hakim evde ama her şeye değer çünkü iki kuzenin bir araya gelmesi çok güzel oldu. Anne ve babam iki torunları ve iki çocukları ve gelinleriyle (tek eksik damat) bir arada olmanın tadını çıkartıyorlar.



Benim için de Ankara’da olmak her zaman güzel. Kardeşim ve eşi S. ile akşamları kahve ve çikolata keyfi yapmak, birlikte çocuklarla cebelleşmek, kuzenim E ve hamile eşi E ile zaman geçirmek çok dinlendirici. E.nin karnı iyice çıkmaya başlamış. Önümüzdeki Pazartesi muhtemelen bebeğin cinsiyetini öğreneceğiz. Heyecanla bekliyoruz. Yeğenim her zamanki gibi dünya tatlısı. Tam olarak h yi söylemeden “(h)ala, (h)ala” diye peşimde koşuyor gündüzleri. Yiyip bitiresim geliyor öyle zamanlarda onu.

Neva buraya geldiğimizin ertesi günü çok şiddetli bir gaz sancısı krizine girdi. Tüm günü katılarak ağlayarak geçirdi. Neler denemedik ki: karnına ütüyle ısıtılmış havlular koyduk, aspiratör ve saç kurutma makinesinden medet umduk, uyusun diye asla yapmam dediğim halde penye battaniyesinin içine koyup karşılıklı salladık. Hatta bazen bu sallamalara halasının boncuğu minik yeğenim de “eee eee eee, ninni” diyerek katıldı. İlk defa o gün nerdeyse bebeğim ağlarken ben de onunla birlikte ağlamak neymiş onu gördüm. Sonunda kuzenimin eşinin sözünü dinleyip rezene bitkisini demleyip demleyip içmeye başladım. O günden beri gözle görülür bir fark var. Neva’nın yine gaz ağlamaları oluyor ama kesinlikle daha az.

Bu sabah da minik kuşumun aşılarını yaptırdık: Karma, verem ve rota virüsü aşısı oldu yavrum. Aşıları beklerken neşe içinde gülümsüyordu. Doktor hanım ve hemşireler bayıldılar. Ama sonra önce omuzdan sonra da bacaktan iğneleri yiyince kıpkırmızı olarak ağladı. Çok kötü oldum tabi. Neyse ki hemen kucağıma alıp emzirince çabucak sakinleşti kuzucuğum. Şimdilik aşılardan kaynaklanan bir huzursuzluğu yok.

İste böyle. Şu akıl almaz blog yasağı sırasında neyse ki fazla internete girme fırsatı bulamadım. Yoksa çok ama çok daha fazla sinir olurdum. Bu nasıl bir korkaklıktır ki böyle saçma sapan yasaklar koyarak insanların istedikleri kalıba gireceklerini sanıyorlar. Allahtan bu defa fazla uzatamadılar.

Biz Pazar akşamı Neva ile birlikte uçakla İstanbul’a dönüyoruz. Bir aksilik olmazsa Kompozit’le aynı anda havaalanına ineceğiz, orada buluşup evimize gideceğiz. Bu arada evlilik yıldönümümüzde ayrı olduğumuz bu döneme denk geldi. Neyse ki ikimiz de böyle özel günlere fazla bir anlam yüklemiyoruz. Ama birbirimizi çok özledik. Gerçi Kompozit kızını daha fazla özlediğini itiraf etti ama olsun. Galiba biz hiç bu kadar uzun süreli ayrı kalmamıştık birbirimizden, dönüşte bol bol hasret gidereceğiz.

6 yorum:

Pıtırcık dedi ki...

önce hoşgeldiniz. Eğlenceli ama yoğun bir gezi olmuş anlaşılan Nevacımın gaz sancılarına üzüldüm uslu hanıma nazar değdi bence:( sen rezeneyi kullanmaya devam etm ozaman madem işe yarıyor.Bu arad evlilik yıldönümünüzde kutlu olsun ,senden ve kızından ayrı kalmak çok kötü gelmiştir kompozite ,ama özlemekte güzel oluyor bazen , bak yazarken aklıma geldi sana fotoğraf yollayacaktım unuttum :) öptüm

mummy dedi ki...

Evlilik yıldönümünüz kutlu olsun canım...Nice mutlu yılara eşinle ve kızınla inşallah...Öptüm onu çok..

Calanon dedi ki...

Gaz aglamasi hikayen bana oglumla birlikte katila katila agladigim bir gunu hatirlatti. Nedense rahatsizligi midesine vurmus, o kadar aglamadan sonra butun emdigini kusmustu. Benim de agladigimi (O, kusup rahatlayip susunca) fark ettiginde cok sasirmis, ne yapacagini bilememisti o kucucuk haliyle.

Insanin elinden bir sey gelmemesi anneligin en kotu tarafi; bebegin orada aci icindeyken sen hic bir sey yapamiyorsun ya. Ama o minicik bedenler bizim dusundugumuzden cok daha guclu neyse ki.

Ayriliklarinizin hep kisa olmasi dilegiyle, mutlu yildonumleri.

Rahsan Collyer dedi ki...

Allah kavuştursun Senemcim ve de evlilik yıldönümünüz kutlu olsun... Ay kıyamam ben ona, nasıl da insanın içi acıyor onlar katıla katıla ağlarken dimi? Rezene demleyerek değil de ben toz olanlardan içiyorum, ne kadar çok içersem o gün Mina'yı da o kadar çok sakin görüyorum hakaten. Minik Neva şimdiden düşmüş yollara, büyümüş de uçağa da binermiş annesinin minik kuzusu:)

Uçak deneyimini bana mutlaka bildir Senem'cim, zira Kasım sonunda Londra'ya gitmeyi planlıyoruz (her ne kadar ben Ocak diye ısrar etsem de) ama uçak yolculuğu beni biraz düşündürüyor.

Öptük sizi...

Kremali'nin annesi dedi ki...

Canim benim, kiyamam ben onun aglamasina. Allah'tan rezene iyi gelmis. Ben de Ali Kerem de cok yararlanmistik o mucizevi bitkiden.

Boyle kalabalik aile ortamlarini nasil ozledim:( Neyse ki annem, yillardir israrla yaptigimiz daveti nihayet kabul etti ve insaallah onumuzdeki Carsamba gecesi Kanada'ya bizi ziyarete geliyor. Hem de 5,5 ay kadar kalacak! Artik onun sayesinde biz de kendimizi buyuk bir aile gibi hissedebilecegiz.

Evlilik yildonumuz kutlu olsun bu arada. Kisa ayriliklar ozleme ve daha guclu evliliklere sebep oluyor genelde. Insaallah bu mutlu beraberliginiz daha da guclenerek daima sursun diyor, mutluluk meyvenizin o pembe nanaklarindan opuyorum:)

Sevgiler,
Ayse Sule

Kremali'nin annesi dedi ki...

Bu arada, hem sana hem minik bebekleriyle ucak yolculugu hazirligindaki diger cici annelere onemli bir tavsiyem olacak. Ucaklarin inis ve kalkislarinda basinc arttigi icin bu bazi bebeklerin kulaklarinda rahatsizliga sebep olabiliyor. Bu nedenle bebeginizi kalkis ve inislerden hemen once emzirmeye baslayin ve basinc normale donene kadar devam edin. Eger emzirmek mumkun olmazsa, biberon veya yalanci meme de ayni isi goruyor. Bir de, uluslararasi ucuslar icin, rezervasyon yaptirirken mutlaka bebek puseti ayirtin, cunku uzun yolu bebek kucakta gitmek cok zor olur. Bunun disinda, kucuk bebeklerle yolculuk yapmak cok kolay. Yani hic gozunuz korkmasin:)) Asil zorluk o bebekler ayaklaninca ortaya cikiyor cunku:P

Sevgiler,
Ayse Sule

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...