cebimizdeki tehlike

Bir kez daha cep telefonlarının sağlığımız üzerindeki olumsuz etkisiyle ilgili bir yazı koymak istiyorum buraya. Cebimizdeki tehlikenin farkında olmamız özellikle çocuklarımızı korumamız açısından çok önemli.


Cep telefonu kullananlar için hayati dersler - Önder Özdemir

Kaynak: http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=27751&ref=nl

Cep telefonları hayatımıza girdikten kısa bir süre sonra, baz istasyonlarının zararları ve bu konuya yönelik halkın haklı tepkisi ve yürütülen mücadele de bilinir hale geldi. Oysa cep telefonumuz, başka bir deyişle cebimizdeki baz istasyonunun zararları aynı düzeyde bilinir değil…

Halkı bilgilendirmesi gereken başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) gibi ilgili kuruluşlar cep telefonlarının zararları ve bu zararları en aza indirmek için bilinçli kullanım konusunda herhangi bir bilgilendirme yapmıyorlar.

Bu yazı, baz istasyonlarının zararlarını ve bu konuda verilen mücadeleyi önemli bularak ve bu mücadeleyi biraz daha ileri götürmek üzere “cebimizdeki” tehlikeye dikkat çekmek için yazıldı. Teknik terimlerden olabildiğince uzak duruldu. Bu tür basitleştirmelerin yaratabileceği eksik ve yanlış anlaşılmalara yönelik meraklısı için dipnotlar verildi.

Cep telefonu sisteminin çevremizde her yerde bulunan baz istasyonları ile elimizdeki telefonun “havadan” radyo frekansı ile gönderilen sinyallerle çalıştığını hepimiz biliyoruz. Yani cep telefonlarında, artık günümüzde çok yaygın olan birkaç dakikada yemekleri pişiren mikrodalga fırınlardaki teknoloji ile aynı teknoloji kullanılmaktadır diyebiliriz.(1)

Baz istasyonu ve cep telefonunun insan vücuduna zararlarına ilişkin, SAR, EMR vb. bazı teknik terimler ve değerler konuşulur. Ve yeterince bilimsel kanıt olmadığı, mevcut teknolojinin verili değerlerin altında olduğu, insan vücuduna zararları olmadığı “bazı uzmanlarca” dile getirilir.

Aslında durum hiç de sunulduğu gibi değildir.

Avrupa Çevre Ajansı (European Environment Agency) direktörü Prof. Jacqeline McGlade’in, 15 Eylül 2009’da ABD’de bir konferansta yaptığı konuşma dikkat çekicidir.(2) Ajans direktörü, cep telefonlarının insan sağlığına etkisi konulu konferansta bilim adamlarının belli konularda araştırma yapmaması için uyarıdan başlayan, dışlanma, araştırmalarına fon verilmemesi ve doğrudan kişisel saldırılara kadar uzanan yöntemlerle terbiye edildiğinden bahsediyor.

“Surgical Neurology” isimli bir tıp dergisinin 2009 yılı 72. sayısında “Cell Phones and Brian Tumors: A review including the long term epidemiologic Data” isimli bir makale yayınlandı. Cep telefonları ve Beyin Tümörleri üzerine olan bu makalede, Avustralyalı bir grup uzman 10 yıldan fazla cep telefonu kullananlar üzerinde yürütülmüş 11 ayrı çalışmanın verilerini çözümleyerek(3), uzun süreli cep telefonu kullanımının beyin tömörü riskini arttırdığını bulgulamışlar. Bu ve benzeri bilimsel bulgular gün geçtikçe artıyor. Bu bilimsel bulguların gündelik bilgi haline gelmesi ise, cep telefonun zararlarını çevremizde cep telefonu etkisi ile kanser sayısı artınca acı bir şekilde gerçekleşecek. Tıpkı Çernobil’in sonuçlarını Karadeniz bölgesinde yaşayanların bizzat en yakınları kanser olunca öğrendiği gibi.

Cep telefonu kullanarak mikrodalga fırın etkisi ile başta başımız olmak üzere vücudumuzu pişiriyoruz. Buradan çıkacak sonuç elbette ki cep telefonlarını mümkünse kullanmamak olabilir. Ama artık hayatımızın bir parçası cep telefonlarını kullanmamak pek mümkün değil. O zaman bu teknolojiyi daha bilinçli kullanmaya çalışmak zorundayız. İşte yazının başlığındaki hayati dersler tam da bu açıdan önemli..

Ders 1. Az kullanın: Bulunduğunuz yerde sabit telefon varsa sabit telefon kullanın.
“Fazla Kontörüm, fazla dakikam, bedava günüm var” gibi pazarlama aldatmacılarına kanmayın. Cep telefonlarında olabildiğince kısa konuşun. Kendinize zarar veriyorsunuz.

Ders 2. Üzerinizde taşımayın: Belinizde, kalbinize yakın yerlerde, cebinizde taşımayın. Cep telefonları konuşmuyorken bile en az gücü harcayarak sürekli baz istasyonu ile iletişim kurar. Bu en az güç harcama süreci de aynı mikrodalga etkisine sahiptir. Çalma, konuşma esnasında bu güç tepe değerine çıkar. Yani telefonun çalma esnasında zararlı etkisi daha da artar. Cep telefonunuzu üzerinizde değil, çantanızda taşıyın.

Ders 3. Araçta kullanmayın: Yok yok. Sürücünün dikkati ile ilgili bir uyarı değil bu. Doğrudan vücudunuza verdiği zararla ilgili bir uyarıdır. Özellikle şehir merkezlerinde çok sık aralıklarla kurulmuş baz istasyonları vardır. Cep telefonu bir baz istasyonundan diğerine geçerken maksimum güç harcar ve bu durumda mikrodalga etkisi çok fazla artar.

Şehir içinde araç içinde hareket halinde iken telefon kulağınızda iken örneği 15 dakika konuştuğunuzda, beyniniz mikro dalga fırında düşük ayarda olsa da pişirmişsiniz demektir (Uzun telefon görüşmelerinde hissetiğiniz baş ağrısına dikkatinizi çekerim. Araç sizinse mümkünse araç kiti kullanın. Araç kiti yoksa zorunlu olmadıkça konuşmayın).

Ders 4: Yürürken kullanmayın: Hareket halinde iken cep telefonun kullanmayın, araçtaki zararlı etki aynı şekilde geçerlidir. Cep telefonunuz hareket halinde iken bir baz istasyonu kapsama alanından diğerine geçerken çok güç harcayacaktır. Konuşmanız gerekiyorsa durun ve konuşun.

Ders 5: Çalarken kendinizden uzaklaştırın: Cep telefonuyla siz birisini aradığınızda veya birisi sizi aradığında telefon açılıncaya kadar, telefonu kendinizden özellikle kulağınızdan uzak tutun. Çalma bitince yaklaştırın. Çünkü cep telefonu çalma sırasında maksimum güç harcar ve maksimum zarar demektir.

Ders 6: Çocuklardan uzak tutun: Gelişim çağındaki çocuklar daha fazla olumsuz etkileniyorlar. Cep telefonu ile görüşme yapmalarına izin vermeyin.

Ders 7: Uyurken yakınınızda tutmayın: Başucunuzda bir cep telefonu (veya başka bir elektronik cihaz, saat) olmasın. Stand by dediğimiz durumda da baz istasyonu ile sürekli görüştüğü için sürekli zararlı etki sürmektedir.

Ders 8: En az SAR değeri olanı tercih edin: Cep telefonu seçerken en az SAR değerli telefonu seçin. SAR, Spesific Absorbation Rate kelime grubunun ilk harflerinden oluşur ki; cep telefonu kullanılırken vücudun emdiği radyo dalgası enerjisi miktarının bir ölçüsüdür. SAR (Specific Absorbtion Rate--Özgül Soğurma Oranı) vücudun 1 kg’ının sıcaklığını 1° C yükselten elektromanyetik enerji miktarı.

SAR kilogram doku başına yutulan elektromanyetik gücü gösterir. Yani kısaca cep telefonları bazında SAR bir cihazın yaydığı elektromanyetik güçtür.(4)

Bu yazının kapsamı sadece cep telefonun günlük kullanımda az bilinen zararlarına dikkat çekmekle sınırlıdır. Ancak dolaşımda bulunan 50 milyondan fazla cep telefonu, bunların 2 yılda bir değiştiği ve ödediğimiz faturalar düşünüldüğünde nasıl bir pazar büyüklüğü ile karşı karşıya olduğumuzu kolaylıkla canlandırabiliriz. Türkiye genelinde sayısı 35.000'i geçen ve komşumuzda, yatak odamızın bitişiğinde, çocuğumuzun okulunun karşısında yerlerini almış baz istasyonlarının zararlarının bile yeni yeni kabullenildiğini düşündüğümüzde, cep telefonlarının zararlarının gündeme gelmesi için daha uzun bir zamana, hatta zamandan daha önemli birtakım değişimlere ihtiyaç olduğunu da görebiliriz.

Bütün bir toplumun sağlığının, çocuklarımızın eğitiminin, en temel haklarımızın piyasa mekanizmasına bağımlı kılındığı koşullarda, bunca zararlı bir teknolojinin devlet tarafından halka zararını engellemek üzere düzenlenmesini, devletin halkının sağlığı için cep telefonu ve ilgili donanım üreticilerinin ya da hizmet sağlayıcı şirketlerin kar hırslarına dur demesini bekleyebilir miyiz?

Baz istasyonlarına karşı ve cep telefonlarının zararlarına karşı mücadeleyi “yel değirmenlerine karşı savaşan Donkişot” gibi yapmak yerine sistematik, bilinçli bir şekilde yapmanın zamanı gelmedi mi?

Bu noktada soruna dikkat çekme ve bilgilendirme görevi, başta Türk Tabipler Birliği (TTB) ve Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) olmak üzere öncelikle meslek odalarına düşüyor.


Dipnot ve Kaynaklar:
1. Mikrodalga frırınlar 950 Mhz ie 2450 Mhz arasında çalışırlar. Cep telefonları ise 900 Mhz ve 1800 Mhz de çalışırlar.
2. Statement on Mobile Phones for Conference on Cell Phones and Healt:h Sicence and Public Policy Queetions,Washington aşağıdaki adresten metnin tamamına erişilebilir:http://www.emrpolicy.org/files/15sep09_mcglade_statement.pdf
3. “Cell Phones and Brian Tumors: A review including the long term epidemiologic data” isimli makalenin tamamına aşağıdaki adresten erişlebilir. http://www.brain-surgery.us/khuranaSurgNeurol.pdf?_ob=ArticleURL&_udi=B6TCB-4VXT0R8-7&_user=2554202&_coverDate=03/27/2009&_alid=892638615&_rdoc=2&_fmt=high&_orig=search&_cdi=5166&_sort=d&_docanchor=&view=c&_ct=5&_acct=C000057830&_version=1&_urlVersi
4.Dünya Sağlık Örgütü gibi örgütler aşağıdaki gibi bazı SAR değerleri açıklamaktadır. Bu rakamlar eldeki veriler kapsamında ve cep telefonun sektörü ve lobisinin gücü ile maniple edilmiş olması oalsığı ile düşünülmelidir.
RF için SAR’ın zarar oluşturan biyolojik etki dozu 1 – 4 W / kg’dır. IEEE, ANSI, NCRP ve IRPA tüm vücut için SAR’ı 4 W/kg kabul etmiştir.
SAR = 0.4 W / kg (meslekleri gereği maruz kalanlar için)
SAR = 0.08 W / kg (genel halk için)

Posted in Etiketler: | 1 yorum

sonbahar

Havaların iyiden iyiye serinlemesiyle birlikte Nevacık da sonbahar/kış moduna girdi. Her ne kadar lojmanın önündeki kuru yaprakların arasında koşturmaya bayılsa da, erken kararan hava nedeniyle o eski uzun lojman önü sohbetlerimiz ve dolayısıyla çocukların bol koşturmacalı, enerji atmalı oyunları da kuşa döndü.




Üstelik de hem kendisi öksürdüğü için hem de kreşte epey bir hasta çocuk olduğundan bu aralar kreşe de ara verdik. Yani şu günlerde Neva’yı evde oyalamak çok zor. Dün ben eve girer girmez montunu elime tutuşturdu, ayakkabılarını göstererek “paaka, paaka (parka) demeye başladı. Çıktık biraz dolaştık ama uzun sürmedi tabi.

Neyse, asıl anlatmak istediğim eve kapandığımız şu günlerde en büyük dostumuz kitaplarımız. Sanki oyuncaklar bir yere kadar oyalıyor, kitaplarsa ilgisini çok daha fazla ayakta tutabiliyor Neva’nın. İşte bu aralar Neva’nın elinden düşmeyen kitaplar..

Doğan Egmont yayıncılıktan çıkan bu “İlk Sözcükler” kitabını babası TÜYAP’tan almış. İlginç bir şekilde bu kitabı ben kitapçılarda hiç grmedim. İnternette arayınca bile bulmak çok zor. Ama biz bu kitaba bayıldık. Resimler kocaman, renkli ve çok net. Bu resimlerden 20 tanesi çıkarılabilir özel şekilli kart şeklinde hazırlanmış. Bu sayede kitap çocukların sözcük dağarcıklarının gelişmesine yardımcı olmanın yanısıra el göz koordinasyonları ile eşleştirme becerilerini de geliştiriyor.



Yine Doğan Egmont yayıncılıktan çıkan “Hayvanları Seviyorum” adlı bu kitap içindeki parlak, canlı ve gerçek hayvan resimleri ile uzun zamandır Neva’nın favorileri arasında. Birlikte tek tek hayvanları gösterip önce isimlerini söylüyoruz, sonra da çıkardıkları sesleri taklit ediyoruz.



İş Bankası Yayınlarından çıkan “Hareketli Kumsal” adlı bu kitapta Neva en çok o minicik parmağı ile rüzgar gülünü döndürmeyi seviyor. Bu kitap da yine el-göz koordinasyonunu ve boyut algılarını geliştirmeye yönelik. Gerçekten de Neva “kumdan kale yapalım, çok büyük olsun, boyum kadar yüksek olsun” derken sayfanın içinden yukarıya doğru fırlayan erkek çocuğu figürüne bayılıyor. Hemen kollarını yukarıya kaldırarak aynı hareketi taklit etmeye çalışıyor.




Son olarak Tudem Yayınlarından çıkan Karşıtlar ve Renkler adlı iki kitap da yine belirgin obje resimleri, canlı renkleri, küçük çocuklar için elde tutmayı kolaylaştıran boyutlarıyla sevdiklerimiz arasında.



Sonuç olarak bu kitaplar iyi ki var. Yoksa napardık akşam 6 - 9 arası?

Posted in Etiketler: , , | 5 yorum

kahvaltı hazırlıkları

İki gecedir babası kalıyor Neva'nın yanında geceleri. Uyandıkça pış pışlıyor. Henüz fazla bir aşama kaydetmiş gibi görünmesek de en azından ben son iki gecedir gece boyu yatağımdan kalkmamanın dayanılmaz dinlendiriciliğini tadıyorum. Ancak tabi saat 6:40 itibarıyla uyanınca Neva Hanım benim siram geliyor. Birlikte kahvaltı hazırlıyoruz Neva ile.

video

video

Uyku ile ilgili gelişmeleri yazmaya devam edeceğim.

Posted in Etiketler: , , , | 10 yorum

anneler bilir (mi?)

Anneler bilir derler? Öyle mi gerçekten? Oysa ben şaşkınlıktan çıldırıcam. Zira 14.5 aylık annelik hayatımın en zorlu günlerini –gecelerini mi demeliyim yoksa – yaşıyorum. Dün gece yine yeniden bir sinir harbi içindeydik Nevacıkla. Son bir aydır durum vahim. Annesinin memesine düşkünlüğü her geçen gün daha da artan Neva böcüğü geceleri saat başı uyanır oldu. Eskiden de uyanırdı ama o zaman en azından emip geri uyurdu. Şimdiyse meme ağzından hiç çıkmasın, bütün gece öyle kalalım istiyor. İyice derin uykuya geçtiğine kanaat getirince yatağına koyayım diyorum usulca ama o da ne, benim masum güzel yavrum tam bir kurt kesiliyor. Daha birkaç saniye önce mışıl mışıl uyuyan bebecik bir anda avazı çıktığı kadar ağlamaya, sırtını yay gibi yapıp yataktan gerisin geri sekmeye başlıyor. Hadiiii sil baştan yapıyoruz ama sonuç yine aynı. El insaf, ben de bütün geceyi bir koltuk tepesinde emzirerek geçiremem ki. Hele de ertesi sabah erkenden derse girmem gerekiyorsa. Yatağımıza aldığımda susacak olsa hemen alacağım ama bir iki denedim, yok, onda da ağlamaya devam etti. Birkaç gece onun odasındaki çek yatta birlikte uyuduk, çok keyifliydi sarılıp uyumak ama yok, yok, yok... ağlamalar, memeden kopamamalar aynen devam etti.

Emzirme dönemimizin sonu yaklaşıyor galiba. En azından buradan öyle görünüyor. Oysa buna duygusal olarak ne ben hazırım ne de Neva. Bana kalsa iki yaşına kadar emzirmek istiyorum, Neva’ya kalsa E. Hanım’ın deyişiyle kocaya varana dek emecek. Öyle büyük bir mutluluk bu onun için. Ama meme emdiği için ben etraftaysam doğru dürüst yemek yemiyor, olur olmaz her yerde emmek istiyor ve işte en kötüsü gece nerdeyse saat başı uyanıyor. Yine de işte kafam karmakarışık. Sütüm varken, çocuk bu kadar istekliyken, ben sağlıklıyken bu işi birdenbire kestirip atmaya elim varmıyor bir türlü.

Ben de başta emzirmeyi azaltmaya karar verdim. Şimdi geceleri vermiyorum. Belki, işin ucunda emmek olmayınca uykusu düzene girer dedim. Hakikatan mucizevi bir şekilde bir gece ağladıktan sonra ikinci gece doğduğundan bu yana ilk kez deliksiz bir uyku uyudu. Sonraki birkaç gece de fena değildi ama ne olduysa oldu, içindeki canavar tekrar hortladı. Şimdi yine gece boyu defalarca uyanıyor, her defasında “anne mem” diye yırtınarak ağlıyor, ben her seferinde kucağıma alıp sakinleştirmeye çalışıyorum. Başını boynuma gömüp içini çeke çeke sakinleşiyor, o sırada ben de neredeyse onunla birlikte ağlıyorum. Ancak yatağına koymaya kalkınca tekrar aynı hikaye. Yatır kaldır yöntemi uygulayayım dedim, ne mümkün. Siz diyin 20, ben diyeyim 30 kere yatırdım kaldırdım, tık demedi. Bu arada bana ulaşabilmek için karyolasından kendini atmalara kalktı. Allahım, bir anne için ne zorlu bir sınav. El kadar bebeğiniz sizden sütünüzü istiyor, sizse onun iyiliği için güya bunu ondan esirgiyorsunuz. Bütün o gözyaşları, annnnne deyişleri gece boyu içime içime akıyor. Ben napıyorum, nedir bu işin doğrusu diye her gece her gece kendimi sorguluyorum. Etrafta bana destek olacak, doğrusu budur kızım diyecek ne annem var, ne kayınvalidem. Koca desen tamam destek olmaya çalışıyor ama bir yere kadar. Şiddetle bir doğru yola ihtiyacım var.

Dün geceki (sabaha karşı) yatır kaldır denemeleri sırasında boğazı yırtılırcasına ağlayan Neva’ya o kadar sinirlendim ki avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım o karanlıkta. Tüm geceyi bir saatlik uykuyla, türlü sabır ve anlayışla geçirmeye çalıştıktan sonra feci patladım. Gidip Kompoziti kaldırdım, geldi devraldı, uzun ağlamalar, yine benim birkaç gidip gelip sarılmam sonucunda 14 aylık çocuğu ana kucağında uyuttu ve öylece ana kucağının içinde karyolasına koydu. Kendisi de odadaki çekyatta sızmış kalmış. Ben de 1.5 saatlik bir uyku çektim ama göğsümün üstünde feci bir vicdan azabıyla.

Sabah kalktım, baba kız onlar uyurken kahvaltıyı hazırladım, kendim hazırlandım. O sırada Neva uyandı, neyse ki keyfi yerindeydi, gülümsedi bana içimi eritti her zamanki gibi. Gecenin etkisiyle sanırım emmek talebinde bulunmadı bu defa. O arada yumurtasını yedirdim. Sonra E. Teyzesi geldi, devraldı kuzucuğu. Ben de okula geldim. Kompozit mi? Bugün dersi yok, dün gece 1.5 saat falan uyanık kaldı ya, ben 9:30 da evden çıktığımda hala uyuyordu!!!

Posted in Etiketler: , , | 16 yorum

gofret güzeli ve neva isminin anlamı



Bir önceki post’a gelen yorumlarda yukarıdaki gofret güzelinin ismini bu gruptan alıp almadığını sormuş Hülya, Sinem de Neva’nın isminin neva makamıyla bir ilgisi olup olmadığını sormuş. Yazmak istedim.

Neva’nın isim babası Kompozit’in nota defteridir efendim. Bir gece evdeyiz, hamileliğimin başları henüz, kızımız olacağı belli olmuş ama. Kompozit udunu çalıyor, ben de kitap okuyorum. Birden başını kaldırdı Kompozit ve durup dururken “mesela Neva olabilir” dedi. “Ne Neva olabilir?” diye bile sormadım ben. “Evet, olabilir” dedim sadece. Ne tesadüftür ki, o sırada okumakta olduğum kitap İhsan Oktay Anar’ın “Suskunlar” romanıydı ve bilen bilir bu romanda Neva adlı güzeller güzeli bir karakter vardır, romanın baş kahramını deliler gibi aşıktır Neva’ya. Mevlevilik ve neyzenlik, musiki ve aşkı konu alan bu kitapta Neva ismi de bir müzik terimi olduğu için özellikle seçilmiştir zaten. Ayrıca neva makamı darüş-şifada gönül yarasına iyi gelen makam olarak tanımlanmaktadır. Yani evet, biz Neva’nın ismini doğrudan klasik Türk müziğinden esinlenerek koyduk.

Posted in | 12 yorum

neva konseri

Posted in | 7 yorum

domuz gribinden korunmak için basit fakat etkili önlemler.

Aşağıdaki mesaj Neva'nın kreşinden geldi. Faydalı bulduğum için de burada paylaşmak istedim.

-------------------------------
DOMUZ GRİBİ'nden korunmak için basit fakat etkili önlemler.

Aşağıda okuyacağınız önlemler Dr.Vinay Goyal tarafından herkesin yararlanabilmesi için yayınlanmıştır.

Dr.Vinay Goyal: Yoğun bakım ve Tiroit uzmanıdır. MBBS, DRM DNB.

20 yıldan fazla klinik tecrübesi vardır.

Hinduja Hastanesi, Bombay hastanesi, Saife Hastanesi, Tata Memorial
hastanesi gibi önemli kurumlarda görev yapmıştır.

Şu anda Malad'da, Riddhiviayak Cardiac and Critical center'da Nükleer ilaç
departmanı ve tiroit klinikleri şefi olarak görev yapmaktadır.

Mikrobun vücuda giriş noktaları yalnızca burun delikleri, ağız ve boğaz yoluyla olmaktadır. Çok bulaşıcı bir yapıya sahip olmasından dolayı her türlü önleme karşı H1N1 virüsüyle temas etmekten kaçınmak veya korunmak imkânsızdır. H1N1 virüsüyle temas etmek virüsün vücutta çoğalması kadar önemli değildir.

Sağlığınız yerinde ve H1N1 hastalık belirtileri göstermiyorken virüsün vücutta üremesini, belirtilerin daha da şiddetlenmesini ve ikincil enfeksiyonların gelişmesini önlemek için dikkatimizi N95 veya tamiflu gibi ilaçları stoklamaya vermek yerine çoğu bildirgelerde bahsedilmeyen bazı çok basit önlemleri uygulayabiliriz.

1. Ellerin sıklıkla yıkanması ( Bütün bildirgelerde bahsedilmiştir)

2. "Hands-off-the-face" "Ellerinizle yüzünüze dokunmayın" yaklaşımı.
Yemek, banyo ve yara bakımı gibi zorunluluklar dışında yüzünüzün herhangi
bir yerine dokunmaktan kaçınınız.

3. Ilık tuzlu suyla günde iki kere gargara yapınız( tuza
güvenmiyorsanız listerin kullanınız). H1N1 'in boğaz ve burun boşluklarında
çoğalıp enfeksiyona sebep olarak karakteristik belirtileri göstermesi için 2
-3 güne ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir kişinin ılık, tuzlu suyla gargara
yapmasının etkisi hastalığa yakalanmış olan bir kişinin tamiflu kullanması
ile aynıdır. Bu basit ucuz fakat güçlü önleyici yöntemi küçümsemeyiniz.

4. Yukarıdaki 3. Önleme benzer olarak; Burnunuzun içini en az günde bir
kere ılık tuzlu suyla temizleyiniz. *Günde bir kere burnunuzu sümkürün ve
sonra ılık tuzlu suya batırılmış pamuk tamponlarla silerek temizleyiniz. Bu
yolla burnunuzda bulunak virüs sayısını etkili bir şekilde azaltmış
olursunuz.

5. Narenciye suları gibi C vitamin bakımından zengin olan yiyecekler
kullanarak doğal bağışıklığınızı güçlendiriniz. Eğer ilave olarak C vitamin
kullanmak zorunda iseniz emilimi artırmak için mutlaka Çinko ile birlikte
alınız.

6. Bitkisel çaylar, çay, kahve gibi sıcak veya ılık içeceklerden
içebildiğiniz kadar çok içiniz. * Sıcak içecekler içmek gargara yapmakla
aynı etkiye sahiptir fakat ters yöne doğru. Sıcak içecekler virüsleri
yaşamaları mümkün olmayan ortama sahip olan mideye doğru yıkayarak
götürürler. H1 N1 virüsü mide'de çoğalamaz, herhangi bir zarar veremez ve
hayatiyetını devam ettiremez.

Herkesin faydalanabilmesi için bu bilgiyi lütfen e-mail listenizde bulunan
herkese iletiniz.

Sağlıklı günler dileğiyle.

Dr.Vinay Goyal

Posted in | 1 yorum